MAĞRİP... ISSIZLIĞIN ORTASI




Yeni bir dünya düzeninin teşkil edilmeye başlandığı 1980’li yıllarda, bu etkilerin görüldüğü bölgelerden biri de Afrika’nın kuzeybatısıdır. Cümleye başlarken hep kara kıta olarak anılan bu coğrafyanın, Akdeniz ile buluştuğu noktada yer alan, Fas, Cezayir, Tunus, Moritanya ve Libya, 80’li yıllar boyunca sürdürdükleri görüşmeleri, 17 Şubat 1989’daki Marakeş Zirvesi ile nihayetlendirmiş ve Mağrib Arap Birliği’ne hayat vermişlerdir.

Afrika’nın kuzeybatısında yer alan bu ülkeler arasındaki ilişkilerin, başta ticaret ve işgücü olmak üzere geliştirilmesi, diğer taraftan bağımsızlığın pekiştirilmesi, Marakeş Anlaşması ile varılmak istenilen temel hedefler olmuştur.

Bununla birlikte, uzun süren Osmanlı idaresinin ardından gelen sömürgeci Avrupa yönetimleri ve akabinde II. Dünya Savaşı’nın bakiyesi olan yıkılmışlık, hedeflere ulaşmada Mağrip ülkeleri için çok ciddi bir engeli ortaya çıkartmıştır. Marakeş Zirvesi’nin üstünden geçen yaklaşık çeyrek asırlık dönemde, Mağrip ülkeleri bir arpa boyu mesafe kat edememişlerdir. Avrupalılarca Monarşi kandırmacası üstüne kurulan ülke yönetimleri, askeri darbelerle defalarca el değiştirirken, Afrika halkına ait olması gereken zenginlikler, Avrupa halklarına aktarılmış, bedeli ise yine Afrikalılara –hem de kanla- ödetilmiştir. Irak, Suriye, Ürdün, Filistin, Suudi Arabistan ve diğer tüm Arap ülkelerinde olduğu gibi, Mağrip ülkelerinin sınırları da adeta cetvelle çizilmiş, suni ve sonu asla gelmeyecek sorunlar, ülke halkalarının geleceklerine miras olarak bırakılmıştır. Fas ve Cezayir arasındaki “Batı Sahra Meselesi”, Fas ve Tunus arasındaki liderlik mücadelesi, Fas’ın Libya’ya karşı özellikle Kaddafi döneminde duyduğu güvensizlik, gerginliklerden bir çırpıda akla gelebilecek örneklerdir.
“Arap Baharı” masalı sonrasında ayağa kalkmaya çalışan Mağrip ülkeleri, Şubat 2012 ortalarında Rabat’ta gerçekleştirilen 30. Mağrip Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda, bir arada hareket etmenin önemini bir defa daha anlamış olmalarına rağmen, Aralık 2014’ün sonlarına geldiğimiz şu günlerde Fas-Cezayir sınırının kapalı olması, ülkeler arasındaki güvensizliğin sürmekte olduğunu bir başka örnekle kanıtlamaktadır. Mağrip ülkelerinin aralarında sonunu getiremedikleri çekişmeler, Kuzeybatı Afrika’daki zenginliklerin, başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerine taşınmasını sağlamakta, buna rağmen bu ticaretten Afrika ulusları menfaat elde edememektedir. Örneklemek gerekirse; Mağrip ülkelerinin birbirleriyle olan ticaretleri, toplam ticaret hacmi içinde %2 oranında pay alırken, AB ülkeleriyle olan ticaret %60, ASEAN ile ticaret ise %24’dür.

Arap idaresi döneminde, Sicilya ve Malta’yı da kapsayan, Arapların verdikleri isimle “El Mağrib El Arabi” olarak adlandırılan bölgede, merkezi konumu itibariyle Cezayir farklılaşmaktadır. Sudan bir kenara bırakılırsa, Afrika’nın en büyük ikinci ülkesi durumundaki Cezayir, Avrupa sömürgeciliğinin en kanlı örneklerinden birisine sahne olmuştur. 1830 yılında Fransız işgaline uğrayan Cezayir için yakın tarihin en acı hatıraları ise, 1940’lı yıllardan itibaren yaşanmıştır. Fransız işgali ve yönetimi altında hayatını kaybedenlerin sayısı 1.5 milyonun üstüdedir. Arap Baharı hikâyesinin bir benzerinin yaşandığı 8 Mayıs 1945’de, gösteri yapan sivillerin üstüne Fransız askerlerince ateş açılmış ve binlerce sivil katledilmiştir. Öyle ki, İşkence tekniği uzmanı Emekli Tuğgeneral Paul Aussaresses, Cezayir’de görev yaptığı dönemde 1509 kişiyi yargılama olmaksızın infaz ettiğini itiraf etmiştir. Günümüzde de infazlar farklı hallerde ancak sürekli olarak yapılmaktadır. Bununla birlikte, demokratik sivil toplum örgütlerinin baskısından çekinen Fransa ve diğer Batılı sömürgeciler, infaz eylemlerini yerel tetikçilerinin aracılığıyla gerçekleştirmekte, böylelikle insanlık ayıbından kurtulabileceklerini düşünmektedirler. İtalya benzer bir eylemi Somali’de gerçekleştirmiş ve 1930’lu yılların ortalarında yaklaşık 300 bin kişiyi öldürmüştür. Büyük Britanya’da da katliam geleneği çok eski zamanlara uzanmaktadır. Afrika’yı allak bullak eden Britanya’nın özellikle köleleştirdiği Botswana, Gana, Kenya, Lesotho, Malawi, Nijerya, Sierra Leone, Tanzanya ve Uganda gibi ülkelerden toplayarak dünyadaki diğer sömürgelerine yaydığı ya da katlettiği Afrikalıların sayısı Avrupa kıtasında bugün varlığını sürdüren bazı devletlerin toplam nüfuslarının üstündedir.

Yaşanan acı tecrübeler sonrasında Mağrip, deniz ve çöl arasına sıkışmış bir vahayı andırmaktadır. Issızlığın ortasındaki kuzeybatı Afrika, ona asla sahip olamayan bölge halklarının yok oluşuna tanıklık ederken, yok ediciler bu eşsiz vahanın nimetlerinden yararlanmaya devam etmekteler.

bahis siteleri antalya escort casino siteleri

istanbul escort

istanbul escort