ORTA AVRUPA ÜLKELERİNİN GELECEĞİ: AB Mİ? RUSYA MI?




Diplomatik Gözlem Dergisi olarak, Slovakya’da bulunan Globesec Politika Enstitüsü’nün Stratejik İletişim Birimi Başkanı Daniel Milo ile Orta Avrupa ülkelerinin iç politikaları ve Rusya ile ilişkileriyle ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.

Bilindiği üzere, Angela Merkel açık kapı mülteci politikası izliyor ve Orta Avrupa ülkelerinin de benzer bir politika izlemesini istiyor. Ancak, Macaristan’daki referandum başarısızlığı gösterdi ki, Orta Avrupa ülkeleri bu konuda Merkel’le aynı fikirleri paylaşmıyor. Orta Avrupa ülkelerinin göç konusundaki politikaları nelerdir ve bu ülke hükümetlerinin Merkel ile benzer bir politika izlemek istememeleri konusunda neler düşünüyorsunuz?

İlk olarak belirtmek isterim ki, Angela Merkel’in Orta Avrupa ülkelerini açık kapı politikası izlemeye razı etmeye çalıştığını düşünmüyorum. Merkel bu ülkeleri, Batı Avrupa ülkelerinin mülteci konusundaki yükünü hafifletmesi konusunda ikna etmeye çalışıyor. Slovakya’nın da içerisinde bulunduğu bazı Orta Avrupa ülkeleri ise Avrupa Komisyonu’nun kabul ettiği, mültecileri yeniden yerleştirmeyle ilgili bu yaklaşıma karşı direniyorlar.

İkinci olarak, Orta Avrupa ülkelerinin göç ile ilgili kısıtlayıcı politikaları, tüm bölge ülkelerindeki yaygın görüşe göre şekillendirilmektedir. Ki buralardaki yaygın görüş, Suriye’den, Irak’tan veya Afganistan’dan gelecek olan Müslüman mültecilerin istilacı olacakları düşüncesidir. Mülteci karşıtı görüşleri ve terör korkuları olan bazı politikacılar, İslam’ın, Avrupa değerlerine uymadığını düşünmektedir. Bu şekilde bir retoriği kullanan siyasal partiler, seçimlerde bunun faydasını fazlasıyla görürlerken, Avrupa Birliği destekçisi diğer partiler bekledikleri sonuçları elde edememişlerdir.

Bununla birlikte Orta Avrupa’da, en azından Slovakya’da ve Çek Cumhuriyeti’nde, olumlu gelişmeler de yaşanıyor. Bahsettiğim yerlerdeki halk ve medya diğer ülkelerdeki kadar İslamofobik ve önyargılı değiller. Her iki ülke de mültecileri Kabul edeceklerini belirttiler, örneğin Slovakya yılsonuna kadar 200 mülteci alacak ve bununla birlikte 500 Suriyeli mülteci çocuğa da burs vermeyi vaat ediyor. Bunlar küçük, sembolik adımlar ancak bunu bir başlangıç olarak değerlendirebiliriz.

“Avrupa Birliği’ni herhangi bir toplumsal sorundan dolayı suçlamak izlenebilir en iyi politika olarak görülüyor”

Avrupa Kuşkuculuğu son dönemde neden artmakta? Bunun temel sebebinin mülteci krizi olduğunu söyleyebilir miyiz veya bunun temelinde başka sebepler mi yatıyor? Bununla birlikte, İkici Dünya Savaşı’nın ardından, Avrupa’nın yeni bir aşırı sağ ile karşı karşıya kaldığı hepimizin malumu. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Bunun Avrupa Birliği’nin mevcut durumdaki en büyük sorunu olduğunu düşünüyor musunuz?

Orta Avrupa ülkeleri, on yıllık Avrupa Birliği üyeleri olarak istediklerinden fazlasını elde ettiler; malların ve kişilerin serbest dolaşımı, vize serbestisi ve büyük Avrupa Birliği yarımları gibi. Ancak şu an politik elitler, Avrupa Birliği politikalarını, Avrupa Entegrasyon Projesi’ni eleştirmek ve bu projeyi baltalamak üzerine kurmuş durumdalar.

Ek olarak Avrupa Birliği geçtiğimiz birkaç yılda, 2008 ekonomik krizi, Yunanistan’a verilen borçlar, mülteci krizi ve Birleşik Krallık’ın birlikten ayrılma kararı alması gibi, sorunlar yaşadı. Tüm bunlar Avrupa Birliği’nin zayıflamaya başladığının işaretleri olarak tanımlandı.

Toplumlarımızdaki bu tür hassasiyetler, aşırı sağ partiler tarafından yabancı düşmanı, islamofobik ve milliyetçi açıklamalarla kışkırtılmakta. Bu tarz gelişmeler, özellikle sosyal medyanın da fazlaca kullanılmaya başlanması ile birlikte, yalnızca Avrupa Birliği’nin veya Orta Avrupa ülkelerinin değil aslında tüm dünyanın sorunu haline geldi. Sonuç olarak, Avrupa Birliği’ni herhangi bir toplumsal sorundan dolayı suçlamak izlenebilir en iyi politika olarak görülüyor ve Avrupa Birliği’ne bu şekilde saldırılar olağan hale geldi.

Rusya, Ukrayna ve Suriye’deki mevcut pozisyonlarından sonra dünya politika sahnesine etkili bir şekilde geri döndü. Diğer tarafta ise yanında geleceği belirsiz bir Avrupa Birliği bulunuyor. Konuya bu çerçeveden bakacak olursak, Orta Avrupa ülkeleri Rusya ile stratejik ortaklığa nasıl bakıyor?

Orta Avrupa ülkelerindeki bazı siyasal aktörler, bunun sonucunun Avrupa Birliği’nden veya NATO’dan ayrılmak olduğunu bilmelerine rağmen, Rusya ile stratejik ortak olmayı istiyorlar. Ancak Globsec’in son raporu da gösterdi ki, Orta Avrupa ülkeleri vatandaşları Avrupa Birliği ve NATO üyeliklerini destekliyor.

Kusurları olmasına rağmen, Orta Avrupa ülkelerinin ekonomik büyümelerini ve siyasal istikrarlarını destekleyecek ekonomiye ve politik güce sahip tek ülkelerarası yapı da Avrupa Birliği olarak görünüyor.

Rusya’nın Avrupa Birliği’nin sınır komşusu olan Ukrayna’daki ve Balkanlar’daki, ayrıca Orta Doğu’daki askeri hareketliliğini artırması, Avrupa Birliği ve Atlantik aşırı ülkeler arasındaki iş birliğini artırdı. Herhangi bir Orta Avrupa ülkesinde Rusya’nın mevcut otokratik yönetimi ile stratejik ortaklığa girişmek, halkın büyük tepkisine sebep olabilir. Tarihe baktığımızda bu şekilde gerçekleştirilen ortaklıkların ne şekilde bittikleri de ortada zaten (Macaristan 1956, Çekoslovakya 1968).

NATO, Doğu Avrupa’da bir üs olarak Polonya’nın varlığını çok önemsiyor. Rusya’nın buna karşı izlediği bir politika var mı, Rusya bu durumu bir tehdit olarak algılıyor mu?

Tam olarak değil. NATO Polonya ve Baltık Denizindeki üslerini geçici olarak kullanıyor. Yani durum, Almanya’daki gibi kalıcı bir üssünden oldukça farklı. Ama tabi ki Rusya yine de Polonya’daki NATO hareketliliğini dikkate alıyor. Hatta Polonya’ya kurulan füze savunma sistemini oldukça saldırgan bir tutum olarak değerlendirdi.

Son olarak, Rusofobi ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Dünya genelinde Rusofobinin arttığını gözlemliyoruz. Bu durum Orta Avrupa’da da böyle mi? Rusya’nın bu konuda aldığı herhangi bir önlem var mı?

Aslında Avrupa Birliği’ni ve NATO’yu dahi Rusofobik olarak değerlendirebileceğimizi düşünmüyorum. Orta Avrupa toplumları da Rusofobik değiller, sadece Putin hükümetinin izlediği politikalardan ve anti demokratik tutumlardan rahatsızlar.

Yani Putin’in bazı politikaları hoşlarına gitmiyor evet, ama ülke olarak Rusya ile bir sorunları yok. Bunlar birbirinden farklı konular.

Daniel Milo kimdir?

Daniel Milo, Comenius Üniversitesi’nde hukuk bölümünü bitirdikten sonar ceza hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Çalışma alanları arasında; aşırıcılık, siber nefret, nefret suçları ve stratejik iletişim yer almaktadır. Çeşitli kuruluşlarda ve Slovakya İç İşleri Bakanlığı’nda koordinatör olarak görev yapmış ve şu an Globsec Politika Enstitüsü’nde Stratejik İletişim Birimi Başkanı olarak görevine devam etmektedir.

Serhat Tunar
@tunar_serhat