BANGLADEŞ’İN 48NCİ ZAFER GÜNÜ KUTLAMALARI




BANGLADEŞ’İN 48NCİ ZAFER GÜNÜ KUTLAMALARI

Bangladeş Başkonsolosluğu İstanbul Ofisi Bangladeş’in 48nci Zafer Günü kutlamaları etkinliği kapsamında Üsküdar Üniversitesi ve 200 civarında öğrencinin katılımı ile “Ortaklıkların Derinleşmesinde Tarihin önemi; Bangladeş – Türkiye İkili İlişkilerine İstinaden” konusunda akademik bir toplantı gerçekleştirdi. Bangladeş Başkonsolosu Dr. Mohammad Monirul İslam’ın başkanlığında gerçekleşen toplantıda Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan,  İnsan ve Toplum bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, gazeteci Ahmet Coşkunaydın, akademisyen Dr. Arzu Çiftsüren ve tanınmış gazeteci Celal Toprak söz aldı. Toplantıya çok sayıda akademisyen, Sivil toplum kuruluşu yetkilileri ve gazeteci katıldı.

Bangladeş Başkonsolosu Dr. Mohammad Monirul İslam konuşmasında Bangladeş ve Türkiye; iki ülkenin dostluğunu pekiştirmesinde Tarihi bağlarının etkin rolü ile ilgili bir sunum yaptı. Başkonsolos ayrıca iki ülkenin halklarının, özellikle araştırmacı ve akademisyen kesimin arasındaki ilişkilerin daha çok güçlenmesi ve genişletilmesinin iki ülkenin iş birliğine dinamizm ve hareketlilik katacağına değindi.

Gazeteci Ahmet Coşkunaydın ve tanınan gazeteci Celal Toprak Bangladeş’in muazzam sosyo ekonomik gelişimini, Bangladeş’e yapmış oldukları seyahatteki deneyimleri ile birleştirerek aktardı. Akademisyen Dr. Arzu Ciftsüren Bangladeş ve Türkiye arasındaki kültürel bağlardan bahsederken Bangladeş’in Ulusal Şairi Kazi Nazrul İslam’ın meşhur şiiri “Kemal Paşa” dan bahsetti. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kapanış konuşmasını yaparken Bangladeş ve Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlenmesinde akademisyenlerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin ne kadar önemli bir rol oynadığına değindi. Ayrıca Üniversitelerinde Güney Asya tarihi ve Bangladeş ile Türkiye’nin tarihi bağlarının daha kapsamlı araştırılabileceği bir merkezin açılması ile ilgili olduğunu belirtti. İnsan ve Toplum bilimleri Fakültesi Dekanı, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan açılış konuşmasında Başkonsolosluğumuza bu programı organize ettikleri için teşekkürlerini iletti, bu tür etkinliklerin Bangladeş ve Türkiye insanlarının, özellikle genç nesillerin birbirini daha iyi anlayabilmesi ve bağlarının çoğalması hususunda olumlu etkileri olacağına değindi.

MUHTEŞEM BİR ZAFERİN HİKÂYESİ

Selina Hossain

16 Aralık 1971, Bengal halkı için özgürlük güneşinin kendini nihayet gösterdiği gündü. Pakistan ordusu o gün yarış sahası Maidan’da müttefik kuvvetlere teslim oldu. Halk, “Bu seferki özgürlük mücadelesi” sözlerini haykırarak, cesurca, kolluk kuvvetlerini ele geçirmişti. Bu dokuz uzun ay süren savaştan sonra 16 Aralık tarihi, Bengal halkının bağımsızlık savaşının son günü oldu. Bangladeş'in özgür ve egemen devleti dünya haritasında ortaya çıktı. Milli marşları “Benim Altın Bengalim, seni seviyorum” her köşede söyleniyordu. Bağımsız Bangladeş'in bayrağı, egemenliğin tanınması için dalgalanıyordu ve o günden bu yana 47 yıldır özgürlüğün sembolü olmaya devam ediyor.

Halkınca “Bengal dostu” anlamına gelen “Bangabandhu” lakabı ile anılan Şeyh Mujibur Rahman’ın 10 Ocak 1972’de Pakistan cezaevinden ülkesine dönmesi, özgürlüğe erişmenin başka bir boyutuydu. Dönüşünden sonra ülkenin geleceğinin temellerini atmanın sorumluluğunu aldı. 9 Mayıs 1972'de Rajshahi Medrese Maidan'daki konuşmasında, “Kardeşlerim, bugün bağımsızlığımız var ama büyük bir fedakârlık pahasına kazandık. Hiçbir ülke ya da millet bu kadar çok kan dökmemiştir. Bugün insanlarımız her köyde, her evde açlıkla mücadele ediyorlar. Yollarımız ve sokaklarımız tamamen tahrip edilmiş vaziyette. Pirinç stoklarımız yok edilmiş durumda. Hükümet görevlilerimizi katlettiler. Polislerimiz ve askeri kuvvetlerimizin üyeleri hunharca vurularak öldürüldü. Öğrencilerimiz, gençlerimiz, köylülerimiz, entelektüellerimiz ve gazetecilerimizi öldürdüler. 

Ne istiyorum? İnsanlarımın yemek yemelerini istiyorum.

Ne istiyorum? İşşiz Bengal halkımın istihdam olanaklarına sahip olmalarını istiyorum.

Ne istiyorum? İnsanlarımın mutlu olmasını istiyorum.

Ne istiyorum? Bengal halkımın artık güzel bir hayatı olsun istiyorum.

Ne istiyorum? Altın Bengalimin, halkımın yine yüzlerine doyurucu bir gülümseme takınmasını istiyorum. Ancak, baskı yapanların bizim için hiçbir şey bırakmadıkları bu ortam bana büyük bir üzüntü veriyor. Tüm kağıt paralarımızı bile yaktılar. Bütün yabancı paraları yok ettiler. İnanın, geldiğimde ve hükümeti kurduğumda, kasalarda tek bir döviz parası bile bulamadım. ”demiştir.

Özgürlük elde ettikten sonra durum böyleydi. Bangladeş’in bu koşullar altında kazandığı zafer, dünyanın her yerinde görkemini yaydı.

Bu sene, Bangladeş’in dünya çapında zafere ulaşmasının 48. senesidir. Bengal halkı, zafer günlerini sadece bir günle sınırlandırmamışlardır. Bangladeş’in geçmişten bu yana çeşitli alanlarda sergiledikleri başarılar günümüz dünyasında kendini göstermektedir.

1913'te Bangla Şairi Rabindranath Tagore, “Gitanjali” (Song Offerings) adlı şiiri ile Nobel Ödülü'nü kazandı. Bangla bir dil olarak uluslararası prestije ulaştı. Bangabandhu Şeyh Mujibur Rahman, konuşmasını 25 Eylül 1974'te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kendi lisanı Banglaca yaptı. O gün Bangla'yı tüm dünyada prestijli bir konuma yükseltti. Bağımsızlık sonrası dönemde bu muhteşem başarı, Bengaller için kültürel bir zaferdi. Yan yana, ulusal ruhun varlığında bu zafer; ufka dokunmak için bir rüyaydı. Bugün Başbakan Şeyh Hasina da, Birleşmiş Milletler'in herhangi bir oturumuna katıldığında, konuşmalarını hep Bangla lisanı ile verir. Bangla henüz Birleşmiş Milletler'in resmi dili değildi. Bunu göz önünde tutarak, Başbakan Hasina Bangla'nın itibarını onurlandırdı. Bu cesaret onun nasıl bir liderlik vasıflarına sahip olduğunu, zafer gününü sadece bir gün ile sınırlamadığının göstergesi olmuştur. Kazanılan zafer bu şekilde dünya çapında yayılıyor.

Başbakan Hasina bir konuşmasında “Dünyadaki 250 milyon insan tarafından konuşulan Bangla dilinin Birleşmiş Milletler’in resmi dillerinden biri olarak kabul edilmesi girişimini başlattı. Bu talebi BM Genel Kurulu'na sundu. Bugün her 21 Şubat tarihinde anılan “Uluslararası Anadil Günü”, tüm ülkelerin vatandaşları için hakikat ve adalet hakkının sağlanmasında ilham kaynağı haline gelmiştir. Bu şekilde yayıldıkça zaferin çok yönlü boyutu bir gün Himalaya zirvesinin yüksekliğine ulaşacaktır. Gelecek nesiller, ülkelerinin prestijiyle ilgili herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini öğreneceklerdir. Ülke ve ulusal ruh, hayatta kalmamızın temel gerçekleridir.

Bangabandhu Birleşmiş Milletler'deki konuşmasında şöyle konuşmuştu: “Milyonlarca insan, BM tüzüğünde korunan ideal için büyük fedakârlıklar yaptı. Bengaller, tüm insanların umutlarını ve isteklerini barış ve adaleti sağlamak için yerine getirilebilecekleri bir dünyanın kurulması için tam olarak taahhütte bulunuyorlar.” Bugün bu sözlerin arkasında duran Bangladeş, Rohinga-Arakan Mülteci meselesinde barış ve adalet tesis edebilen bir ülkedir. Bu da çok gurur verici büyük bir zaferdir.

UNESCO'nun 21 Şubat tarihini “Uluslararası Anadil Günü” olarak ilan ettiği 1999 yılında bir başka zafer elde edildi. Bengallerin hayatları boyunca anadilleri uğruna ettikleri fedakârlıklar, UNESCO'nun bu deklarasyonu ile tüm dünyaya ulaştı. Bu başarı hikâyesi  9 Ocak 1998'de, Kanada'da bir göçmen olarak yaşayan kahraman  özgürlük savaşçısı Rafiqual İslam’ın, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Bangladeş'in şehitlik gününü “Uluslararası Anadil Günü “ olarak ilan etmesini talep eden bir mektup yazmasıyla başladı. Birleşmiş Milletler, konunun UNESCO'nun yetkisi altında olduğunu bildirdi. Talep orada yapılmalıydı. Rafiqul İslam hemen kural ve usullerini takiben bir başvuru mektubu yolladı. UNESCO, teklifin Bangladeş hükümetinden gelmesi gerektiğini öne sürdü. Bu arada oldukça uzun bir zaman geçmişti. Konu bu kadar önemli olunca Bangladeş hükümeti teklifi iki günde onayladı ve hazırladı. Bu şartlar altında, Başbakan Şeyh Hasina, uzak görüşlü bir karar alarak çok zorlu bir zafer elde etti. Sekretaryasının ilgili yetkililerinden gerekli belgeleri hızla UNESCO'ya göndermelerini istedi. Daha sonra dosya formalitelerini tamamlayacaktı.

Bu, zaferin elde edilmesinde olağanüstü bir karardı. UNESCO genel konferansının o dönemdeki toplantısında ele alınmamış olsaydı, "Uluslararası Anadil Günü" önerisi daha sonra gündeme gelemeyebilirdi. Ana Dil Günü için bu teklif, 17 Kasım 1999 tarihinde 188 ülkeden gelen delegelerin huzurunda kabul edildi. Bu haber tüm ülkelere ulaştı. Bangladeş bunu da bir zafer olarak adlandırıp olağanüstü bir gurur duyuyordu. Elbette 1971 bağımsızlık günü zaferlerin zaferini temsil ederken Ana Dil Günü de ülkenin tarihinde dikkate değer bir başarı olmuştu. Kanada 2007’den bu yana; Toronto, Vancouver, Richmond ve daha birçok şehirde Uluslararası Anadil Günü'nün önemini kamuoyuna açıklar ve anar. Avustralya Federal Parlamentosu da bugünü anmanın önerisini kabul eder ve uygular.

Bangladeş, ana dili uğruna yaşamları feda eden bir ülkedir. Bilindiği üzere etnik toplulukların ana dili dünyanın birçok yerinde tükenmektedir. Kırmızı ve yeşil renk odaklı Bangladeş bayrağı artık dünyanın tüm ülkeleri ve toplulukları için bir umut ışığıyla dalgalanmaktadır.

Bangabandhu’nun 7 Mart’taki konuşması, zafer başarısının bir başka önemli boyutu oldu. Bu konuşmanın bölümleri, dünyadaki sayısız insanın hakları ile ilgili sorunları da dile getirir. UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova, 30 Ekim 2017'de Paris'teki UNESCO genel merkezinde Bangabandhu'nun 7 Mart tarihi konuşmasının “Dünya Kayıtlarının Uluslararası Hafızası” nezdinde “Dünyanın Belgesel Mirası” olarak tanındığını ilan etti. UNESCO, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüdür. UNESCO'nun bu kararı, uzun zamandır dünya halkları arasında yayılmaktadır. Bengal halkı, UNESCO aracılığıyla belgesel dünya mirasına eriştiler ve bu miras, insanlığın ilerlemesi için ilham vermiştir. İlham, protestolar yoluyla insan haklarını korur. Bangladeş de bu 7 Mart konuşmasının bir şöhret hikâyesi olduğunu inkâr etmiyor.

Bangabandhu konuşmasında halkı "Kardeşlerim" olarak nitelendirdi. UNESCO tarafından tanınan bu konuşma sayesinde, Bangabandhu’nun bütün insanlığa “Kardeşim” sözleriyle hitap ettiği yüksek sesi dünyanın her yerinde yankılandı. UNESCO'nun “Dünya Hafızası” programının danışma kurulunun 15 üyesi, dünyanın çeşitli ülkelerinin tarihi belgelerini iki yıl boyunca derinden gözlemledi ve Bangabandhu'nun konuşmasına ilişkin kararlarını verdiler. İnsanlık, Bangabandhu'nun konuşmasını tıpkı Abraham Lincoln’ün demokratik değerler ruhuyla bağlantılı olarak (Government of the people, by the people, for the people) “Halkın hükümeti, halk tarafından, halk için “ sözlerini hatırladıkları gibi hatırlayacaklardır. Lincoln’un halkının protestoları, liderlerinin ölümsüz konuşması sayesinde daha da güçlenmişti. Bangladeş de artık aynı deneyime sahipti.

Britanyalı tarihçi Jacob F. Field, 2013 yılında “Plajlarda savaşmalıyız” (We Shall Fight On The Beaches-The speeches that inspired history) başlıklı, tarih yazan konuşmalar konulu bir kitap yayınladı. Bangabandhu'nun konuşması bu kitapta yer aldı ve dünyanın sayısız insanına ulaştı.

Hindistan’la bölünme sonrasında 1947'de ülkenin Batı Bengal’inde ve sonra Doğu Pakistan'da toplam 162 koridor oluşturuldu. Bunlar arasında Doğu Pakistan bölgesinde Hindistan'ın 111 koridoru vardı. Hindistan'ın doğusunda ise 51 adet köprüsü bulunuyordu. Koridor, bireyleri bir tür hapsedilmiş yaşama mahkûm etti. Sınır başka bir ülke tarafından korunduğundan, bu insanların koridorlarından çıkmaları için kolay bir yol yoktu ve büyük bir yoksunluk yaşanıyordu. Eğitim, sağlık ve diğer imkânlardan mahrum edilmişlerdi. Bu koridorlarda insanların imtiyazları yoktu. Uzun yıllardır tarif edilemez acı ve ızdıraplar yaşadılar. Bangladeş Başbakanı ve Hindistanlı meslektaşı İndira Gandhi 16 Mayıs 1974'te Delhi'de Mujib-Indira anlaşmasını imzaladılar. O imzadan sonra 2015 senesine kadar 68 yıl geçti fakat koridordaki insanların ülkelerinin sosyal, kültürel ve ekonomik kurtuluşları hakkında deneyimleri sınırlıydı. 2015'in sonlarında, Başbakan Şeyh Hasina bu anlaşmayı uygulamak için girişimde bulundu. İnsanların hayatta kalmasının gerekliliğini değerlendirdi. Sonuç olarak, koridor halkının hapsedilen yaşamları, 68 yıl sonra sona erdi. Bu insanlık namına büyük bir başarıydı.

İlave olarak “Deniz zaferi”, Bangladeş için büyük bir başarı daha oldu. Bangladeş ile Myanmar arasında deniz sınırı hakkındaki çatışma 14 Mart 2012, Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi'nde (ITLOS) çözüldü. Analistlere göre, bu tarihi bir kilometre taşıdır. Dünyanın insanları ayrıca, Bangabandhu Uydusunun görkemli başarısına tanık olacaklar.

Elbette Bangladeş'in 47 yıllık tarihinde kaydedilen diğer başarılar da var. Etnik topluluklarımızın ana dillerine saygı duyuyoruz. Zaferlerin zaferleri olsun. Köylüler zafer kazansın. Bangladeş topraklarında kırmızı ve yeşil bayraklar dalgalansın. Bu bayrak bugün farklı ülkelerde Bangladeş erkek kriket takımı tarafından çok sıklıkla dalgalanıyor. Futbol ve kriket oynayan kızlarımız tarafından dalgalanıyor. Bugün burada beraber kutladığımız zafer gününün, gözlerinizde parlak bir ışıkla kutlanmasına izin verin. Genç nesillerimizin zaferlerin taçlarını takmalarını sağlayın.

 

istanbul escort

bedava bahis

mobil ödeme bahis

mobil ödeme bahis

canlı bahis

deneme bonusu

deneme bonusu

bahis siteleri

mobil ödeme bahis

casino siteleri

kaçak bahis siteleri

deneme bonusu veren siteler

istanbul escort