DONALD TRUMP’IN ABD DIŞ POLİTİKASI İLE ENTEGRASYON SORUNU




ABD Cumhuriyetçi Parti Başkan Adayı DonaldTrump, geçtiğimiz günlerde New York Times gazetesine verdiği röportajında, NATO’yu ‘eskimiş ve hükmü kalmamış’ şeklinde değerlendirerek, gerekirse üyelikten çıkılabileceğini dile getirdi.

“Litvanya, Letonya ve Estonya gibi eski Sovyet ülkelerine yönelik, Rusya’nın olası bir saldırısı halinde, ABD’nin NATO’nun temel prensibi - ortak savunma – doğrultusunda hareket etme yükümlülüğü yoktur.” diyen Trump, bu ülkelerin NATO’ya hiçbir katkı sağlamadığını belirtti.

Bunun yanı sıra, NATO’nun ekonomik dezavantajlarından bahseden Trump, ABD’nin NATO harcamalarının çok fazla olduğunu ve NATO’nun ABD’den haksız para alırken, diğer ülkelerin kendilerine düşen payı ödemediklerini iddia etti.

Trump’ın NATO yorumları büyük tepki çekmiş, NATO Genel Sekreteri JensStoltenberg, Beyaz Saray Sözcüsü JoshEarnest, Hillary Clinton ve Barack Obama ve hatta bazı Cumhuriyetçiler Trump’ı dış politikayı bilmemekle suçlamıştı.

Kısaca, Trump NATO’yu ABD için olumsuz ve ‘kötü’ bir şey olarak tanımlamaktadır. Ancak, sorun, NATO’nun iyi ya da kötü olup olmadığı tartışmasından önce, NATO’nun ne olduğu sorusunda düğümlenmektedir.

Amerikan Güvenlik Politikası: NATO

Birleşmiş Milletler ile başlayan ve NATO ile devam eden bir dizi pakt, ABD’nin güvenlik alanında bir lider olmasının ampirik göstergeleri arasındadır.

Öyle ki, soğuk savaşın ilk kurumsal sonucu olarak NATO, 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması ile kurulmuş ve ABD ile Batı Avrupa’yı siyasal ve askeri anlamda bir araya getirmiştir. Zira ilerleyen yıllarda ABD, NATO ile başlayan, pakt sistemine dayalı güvenlik politikasını dünyanın diğer bölgelerine de yaymıştır. Güneydoğu Asya Antlaşması Teşkilatı (SEATO), Avustralya, Yeni Zelanda, ABD Güvenlik Antlaşması (ANZUS), Merkezi Antlaşma Örgütü (CENTO) ABD’nin liderliğini üstlendiği askeri paktlardan sadece birkaçıdır.

1949’da 12 ülkenin - Birleşik Krallık, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa,İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Amerika Birleşik Devletleri - bir araya gelmesiyle oluşturulan Pakt ve başlangıçta 20 yıl ile sınırlı bir antlaşma iken, NATO bugün 28 üyesiyle dünyanın en büyük ve en güçlü askeri ittifakı haline gelmiştir. Türkiye’nin NATO üyeliği ise 18 Şubat 1952’de TBMM’de ezici bir çoğunluğun onayı ile gerçekleşmiştir.

Bu çerçevede NATO'nun en önemli özelliği, üye ülkelerden herhangi birine yapılan saldırının, tüm üye ülkelere yapılmış olarak kabul edilmesidir. NATO'ya üye olan ülkelerin herhangi bir saldırıya uğrayan diğer bir üye ülkeye yardım etmeleri maddesi, tarihte ilk kez, 2001 yılında ABD'de yaşanan 11 Eylül saldırıları sonrasında uygulanmıştır. Yaşanan 11 Eylül terör saldırısının ardından, çeşitli devletlere ait askerler, NATO liderliğinde, Afganistan'a gönderilmiştir. ‘Barış için ortaklık’ prensibi çerçevesinde hareket eden NATO’nun bugün ise en büyük amacı Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı savaşmaktır. Bu bağlamda, NATO’nun ABD’nin işgallerine legal zemin hazırladığı iddia edilebilir.

Bunların ötesinde, ortak bir bütçesi olan NATO, tüm üye ülkelere askeri, sosyal ve kültürel olarak destek vermekte ve devletlerin barış ve güvenliğini sağlamaktadır. Ancak, üye ülkelerin eşit miktarda katkı sağladığı NATO’nun bütçesi yaklaşık 2 milyon dolardır ve her bir üye ülkenin kendi savunma harcamaları ortak bütçe dışında, sözkonusu ülkenin kendi sorumluluğundadır. Bu bağlamda, ABD tarafından yapılan harcamalar, ülkenin kendi harcamaları olup, diğer üye ülkelerin, Trump’ın düşündüğü gibi, ABD’yi sömürmesi söz konusu değildir.

Öyle görünüyor ki, Cumhuriyetçi Parti Başkan adayı Donald Trump, dış politikayı bilmemenin ötesinde, tarih bilgisine de sahip değildir. Yaptığı açıklamalarla, Batı’da yaşanan gerilimi ve istikrarsızlığı artırırken, Batı ile Rusya arasında yaşanacak herhangi bir gerilimin, ABD üzerindeki etkilerini ise gözardı etmektedir.

Nuran YILDIRIM

izmir escort-