İRAN - AMERİKA İLİŞKİLERİNDE RUSYA NE DÜŞÜNÜYOR OLABİLİR?




Mustafa AY – DG – 03.08.2017 5+1 nükleer antlaşmasından sonra İran, batılı ülkelerle ilişkilerini karşılıklı güven temeline oturtmaya çalıştı. Ülkedeki ekonomik ve teknolojik altyapı eksikliğinin toplum üzerinde bıraktığı etki nedeniyle Ruhani yönetiminin batılı ülkelerle anlaşma masasına oturması, bir zorunluluğun göstergesi. İran bu sürece kadar batılı ülkelerle birçok sorun yaşadı. Özellikle ABD ile yaşanan bu sorunlar Irak işgalinin İran’a sıçrayacağını düşüncesini dahi ortaya çıkardı. Her ne kadar İran Avrupa Birliği ve ABD tarafından ‘sorunların kaynağı’ olarak tasvir edilse de yaşanan gerginliklerin arkasında İran’ın yanı sıra ABD ve AB ülkelerinin de kabahati mevcut. Ama en ilginç olanı ise bu sorunların çıkmasında Rusya’nın büyük bir rol oynaması.

Bush yönetimi 2001’deki ikiz kuleler ve Pentagon saldırılarına tanık olmasının hemen ardından, Müslüman ülkelerini hedef alan bazı açıklamalarda bulundu. Bush’u bu can sıkıcı açıklamaları, İran gibi Ortadoğu ülkelerinin Washington’a karşı çok tedirgin hatta bir o kadar da kızgın olmasına neden oldu. Öyle ki Bush, 2002 yılında Irak’a karşı başlattığı ‘kimyasal silah’ soruşturması sırasında Irak’ın yanı sıra İran’ı da hedef alan bazı sözler sarf etti. Eski Başkan G.W. Bush, “ Irak, İran ve Kuzey Kore’nin yürüttüğü uzun menzilli füzelerin güdümünde ABD var” gibi zan altında bırakan sözleriyle, bu ülkelerin şeytan üçgeninin birer parçaları olduğunu ima etti. Bu sözler üzerine halihazırdaki İran-ABD gerginliği en uç noktasına taşındı. İran ve ABD arasında büyüyen gerilim Rusya’yı telaşlandırdı ve harekete geçirdi. Moskova 2001-2002 yılında İran-ABD ilişkilerini daha da kötüleştirecek nükleer enerji teklifini Tahran yönetimine iletti. Bu teklif daha sonralarında, 2003 yılında, İran’ın Buşehr kentine Rus mühendislerce inşa edilecek ilk nükleer reaktör ile tamama erecekti.

Rusya’nın bu adımı Rus-Fars ilişkilerinin sağlamlaştırılması gayesini taşıyordu. Çünkü Rusya, ABD’nin Irak’a gireceğini öngörüyordu. Bunun için Kremlin, Ortadoğu’da çıkacak olası bir savaşta yer edinmenin ve olayları sahada gözleme fırsatını elde etmenin önemini kavradığını ispatlamış oldu. Çünkü bölgesel ittifakların oluşturulmasının ehemmiyeti her geçen gün arttıkça, bölgede gelişen olaylara karşı tarafsızlığın Rus tarafına pahalıya mal olacağı Kremlin yönetimince idrak edilmiş oldu. Bu yüzden Rusya, İran’da başlattığı nükleer tesisinin inşasını İran’a güven aşılamak için yapmış ve bölgede kendi çıkarlarına dolaylı olarak hizmet edeceği bir müttefik elde etmeyi amaçlamış olabilir. Rusya’nın bu gayesinin arkasında geçmişe dair pişmanlıklar yatıyor. Özellikle Rusya’nın ABD güdümündeki Afganistan’da yaptığı hataları Ortadoğu’da tekrarlamak istemediği bu politik manevralarla anlaşıldı. ABD’ye göstermiş oldu. Yani Rusya hem ABD’nin Irak savaşını İran’a sıçratmasını önleyecek veya erteleyecek hem de bölgede dolaylı olarak söz sahibi olacaktı.

Bush yönetimi, Irak işgalini başlatmak adına Saddam yönetiminin ABD’ye karşı kullanacağı kimyasal silahları olduğu yönünde iddialar ortaya atmıştı. Bu sayede Bush Senato’nun ve Kongre’nin tam desteğini arkasına almıştı. Bush savaşın ilerleyen günlerinde de Irak’ın kimyasal silahları olmadığını ve bunun için çok ‘üzgün’ olduğunu ifade etmişti. Irak işgalinde Bush’a tam destek veren Birleşik Krallığın eski Başbakanı Tony Blair da daha sonralarında Irak halkından özür dileyecek ve savaşı ‘oldu, bitti’ anlayışı içerisinde bitireceklerdi. Tüm bu açıklamalar sonrasında Washington ve Londra daha sonraki yönetimlerce ülkeden ordularını çekecek ve yeni bir düzen/sizliği Irak toplumuna bırakacaklardı. Ama ABD ve İngiltere bu çekilmenin kısmi olacağını ve işgal öncesinde kuramadığı askeri üsleri Irak’ta oluşturarak bölgeyi egemenliği altına alacaklarını bölgedeki önemli aktörlere göstermiş oldu. Bu sayede Beyaz Saray Irak’ta kurduğu bu üs/lerle İran’ın askeri hareketlerini inceleyecek ve olası tehlikelere karşı tedbir amaçlı bazı politikalar geliştirecekti. Bu durum ABD’nin İran’a karşı güvensizliğinin bir göstergesi. Çünkü ABD güdümündeki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), 1 Kasım 2003’te Tahran yönetiminin izni doğrultusunda İran’ın nükleer tesislerinde incelemelerde bulundu. Bu incelemeler sonucunda UAEA yetkilileri İran’ın silah yapıp yapmama hususundaki endişelerini giderdi. Ama Washington yönetimi, tüm bu tetkiklere rağmen Rusya’nın İran’da kendi çıkarları aleyhinde çalışmalar yaptığı konusundaki önyargılarını gideremedi veya gidermek istemedi. Çünkü UAEA’nın 2003 yılında yaptığı “nükleer silahla ilgili hiçbir delil bulamadık” yönündeki kesin açıklamaları, 1 Haziran 2004 yılındaki “İran bizimle nükleer silah konusunda tam bir işbirliği yapmaktan kaçınıyor” yönündeki açıklamalarını takip etti. Bu açıklamalar Pentagon’un bir çelişki içerisinde olduğunu gösteriyor. Bu çelişkili açıklamalar yüzünden ABD’nin bölgedeki varlığının asıl amacı ne olduğu konusunda belirsizliğin ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor.  Bu yüzden ABD’nin bölgesel gayeleri hakkında kesin bir şey söylemek çok zor. Bu sebeplerden ötürü Rusya da bu konudaki belirsizlikleri anlamakta güçlük çekiyor. Ama belirsizlikler tamamıyla Rusya ve ABD’nin bölgedeki çıkarlarından kaynaklanıyor.

Rusya BM elçisi, Vitaly Churkin, İran ve ABD‘nin aralarındaki buzları eritmesi, Ortadoğu’nun geleceği için çok önemli olduğunu ifade etti. Peki, elçinin bu konudaki düşüncesi gerçek mi? Bugün Rusya ve ABD gerek 2016 Başkanlık seçimlerine müdahale konusunda gerekse de Baltık krizi sebebiyle bir diplomatik krizin ortasında. Karşılıklı yaptırımların hem Rusya hem de ABD için büyük bir bölgesel savaşın ortaya çıkmasına neden olacağı kaçınılmaz bir gerçek. Ama Rusya, Suriye, Kafkasya, Baltık Denizi ve Sibirya’daki çatışma ve gerilimlerden sonra yeni bir krize katlanamayacağını anlamış görünüyor. Bu sebeple Rusya bugün BM’de yaptığı “İran ve ABD arasında barış olmalı” gibi sözleriyle ABD ile İran arasındaki gerilime dikkat çekerek Washington’un dikkatini Tahran’a yoğunlaştırmaya çalışıyor. Bu amaçla Rusya kendisi gibi ABD’nin de birçok cephede yer almasını istiyor. Bu durumun Pentagon’un bölgesel politika ve stratejilerin de bir infiale neden olabileceği gibi Rusya tarafında da bir rahatlamaya yol açabilecektir.