KUDÜS OTURUMU ÖNCESİ TRUMP YÖNETİMİNDEN BM ÜLKELERİNE PROFESYONEL OLMAYAN DİPLOMATİK BİR YAKLAŞIM: TEHDİT!




Mustafa AY – DG – 21.12.2017 ABD’nin BM’deki daimi elçisi Nikki Haley, Trump’ın Kudüs kararına ilişkin yapılacak olağanüstü oturumu öncesinde BM ülkelerini kararlarını gözden geçirmeleri konusunda tehdit etti. Haley, eski Başkan George W. Bush’un 2001’de yaptığı “ya benim yanımda ya da bana karşısınız” tehditvari sözlerini hatırlattı. Haley, Kudüs kararına karşı olan BM üye ülkelerine gönderdiği bu mektupta onlara bir şans daha verdiğini ve ABD’nin bu konuda yanında olmaları gerektiğinin altını çiziyor. Haley sözlerine “ABD’nin bu uyarılarına karşı tutumlarını değiştirmeyen ülkeler Başkan Trump tarafından dikkate alınacak ve hatta Başkan Trump kişisel algılayacak” diyerek ekledi. Haley’in ‘kişisel algılayacak’ şeklindeki tehditlerinin ABD’nin bu saatten sonra bildiğimiz ABD olmayacağı anlamına gelebilir. Bilindiği üzere ABD kendisini dünyaya Demokrasinin kalesi olarak lanse etmiş bir ülke konumundadır. Lakin Beyaz Saray’ın BM ülkelerine gönderdiği bu mektup ABD’nin popülist bir yönetimin olduğunu ve Trump yönetiminin dış politikada gittikçe tiranlığa soyunmaya başladığını gösteriyor.

Çarşamba günü Nikki Haley, Trump’ın Kudüs meselesi konusundaki fikirlerinin kesinlikle değişmeyeceğinin ve bu kararlarından gurur duyduklarını ifade etti. Bu sebeple Haley, BM ülkelerinin Perşembe günkü olağanüstü oturumda yapacağı oylamada dikkatli olmaları gerektiklerinin altını çizdi. Bu oturum Trump’ın Kudüs konusundaki yaptırımının geçerliliği, dolayısıyla Kudüs’ün uluslararası hukuktaki statüsünü ve kaderini belirleyecek. ABD bugüne dek İsrail-Filistin çatışmasında hep arabulucu olarak yer almış ve soruna çözüm arıyordu. Özellikle eski Başkan Barack Obama’nın bu meseleye yaklaşımı bugüne nazaran çok daha umut vadediyordu. Obama bu can sıkıcı soruna tarafsız ve anlayışlı yaklaşmaya çalışmış ve nitekim de başarılı olmuştu. Obama, Ararlık 2016’da yönetimini Trump’a devretmeden önce BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’in Batı Şeria ve Kudüs’ün bazı bölgelerindeki illegal iskan politikalarını kınamaya yönelik oyalamada çekimser kalmayı seçmesi, Kudüs üzerindeki haklı hassasiyetini gösteriyordu. Trump yönetiminin bugün üzerinde yürüdüğü bu yolda yalnız kaldığı gözlemleniyor. ABD’nin bu tehdidi ise Kudüs konusunda giderek yalnızlaşan ABD’nin uluslararası toplumdan beklediği desteği arkasına almak ve Kudüs kararını oldu-bittiye getirmek.