MASALLAR ve TOPLUMSAL CİNSİYET





Hepimiz çocukken uykudan önce masallar dinlemişizdir. Külkedisi, Pamuk Prenses Uyuyan Güzel gibi karakterler bir yana, klasik Türk masalları da hepimizin hafızasında kendine silinmez bir yer edinmiştir. Hikâye ayrıntıları zamanla değişebilir, ama genel nitelikler herkes için sabittir: Pamuk Prenses’teki kırmızı elma, cam tabut; Külkedisi’ndeki cam ayakkabı vs. Ama objektif bir değerlendirme yapmamız gerekirse masallar tam olarak masum olmayabilir. Masallara dair bazı okumalar özellikle kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği pekiştiren bir özelliğe sahip olabilir mi?İşin belki de en ilginç yanı masalların pek de önemsenen bir yazın türü olmaması. Halbuki toplumlar masalları çocuklarına anlatır ve bu da masalların toplumsal bilinçaltını net bir şekilde yansıttığı anlamına gelir. Çünkü çocuğumuza anlattığımız öyküler, kasıtlı ya da kasıtsız olarak benimsediğimiz fikirlerdir. Toplumun gizli arzuları masallarda karşımıza çıkar. Örneğin tüm kadın karakterler yönetilmek ve beğenilmek; tüm erkekler ise kahraman olmak ister. Zaten masallarda kadınlara ve erkeklere yüklenen misyonlar da bununla ilişkilidir. Kadınlar masum, güzel sebatlı olmalıdırlar. Kendilerini kurtarmak için hiçbir şey yapmamalı, kurtarılmayı beklemelidir. Çünkü kurtarmak erkek işidir. Çünkü erkek kurtarıcı ve kahraman olmalı, her durumda cesaret göstermelidir. Aslında bu da iki cinsiyet açısından da zorlayıcı bir durumdur. Kurtarılmak istemeyen kadına ve kurtarmak istemeyen erkeğe doğrudan kötü ve yetersiz etiketi yapışır. Kadın karakterler prenses olmalarına rağmen hizmetçi muamelesi görüyor olsa bile evlenene dek evden çıkamaz. Yani kadınlar ev ve aileyle aynıymış gibi değerlendirilir. Bu da kadınların çalışmasının, üretime katılmasının ve iş hayatında yer almasının desteklenmesi gereken ülkemizde ve dünyada belki de en tehlikeli fikirlerden biridir.
Masallardaki kadın karakterler kahramanlık da yaparlar elbette, tıpkı Mulan’ın Çin’i ya da Pocahantas’ın kabilesini kurtarması gibi. Ancak bu da genelde erkek kardeşlerinin olmayışının sonucu gibi gösterilir. Erkek çocuğu olmayan babalarının şerefini kurtarıyorlardır. Bu da adeta erkek çocuğuna çok daha fazla değer veren doğu topluluklarının bir yansıması gibi. Masallar kadınlar açısından güzelliğe de anlaşılmaz bir misyon yükler. Güzellik hem mutlu son için elzemdir hem de aynı zamanda kadının başına beladır. Masalların ilk metinlerine bakıldığında şu an öpücük olarak gördüğümüz şey aslında tecavüzdür. Örneğin Pamuk Prenses prens tarafından öpüldüğünde aslında yarı ölüdür. Benzer şekilde Uyuyan Güzel de prensi onu uyandırmak için öptüğünde, ya da orijinal metinlerde belirtildiği üzere tecavüz ettiğinde o da Pamuk Prenses gibi tepki verebilecek, hatta karşı koyabilecek durumda değildi. Bunun tek gerekçesi de bu kadın karakterlerin ‘en güzel’ olması. Kadınların maruz kaldığı cinsel saldırıların büyük oranlarda arttığı son yıllarda hikâyelerimizdeki bu öğelere daha da dikkat etmeliyiz belki de. Evlilik de masallarda dikkat edilmesi gereken bir diğer unsurdur. Evlilik masallarda kutsaldır ve her sorunun ilacıdır. Evlilikle beraber çirkinler güzelleşir, fakirler zenginleşir ve kötülükler cezasını bulmuş olur. Bunda bir sıkıntı yok elbette, aile ve evlilik gerçekten de kutsal kavramlardır, gerçek hayatımızda bizi mutlu sona götüren en önemli adımlardan biridir. Ancak yine de masallarda da düzeltilmesi gereken bir durum var: Tüm prensesler hem evlendiği prenslerden, hem de olması gerekenden daha genç. Pamuk Prenses’in 14, Cinderella’nın 16 yaşında olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Sonuç olarak masallar çocukları eğitir, onları gerçek hayata hazırlar ama daha uyumlu, huzurlu ve barışçıl bir toplumda yaşamak istiyorsak onlara küçük yaşlarda ne anlattığımıza dikkat etmeliyiz. Çocuk kitaplarını önce ebeveynlerin okuması gerektiği zaten bilinir; ama kim bilir belki de anlatılmasına alıştığımız ve artık hiç sorgulamadığımız masalları da yeniden değerlendirmekte fayda vardır.
Petek Şah