SİNESTEZİ / SİNESTEZYA




 

Petek Şah –DG- Karşınızdaki kişinin renklerin tadından, rakamların sesinden ve ya şarkıların kokusundan bahsettiğini düşünün. Muhtemelen sizinle dalga geçtiğini düşünürsünüz. Oysa ki bu kişi son derece ciddi olabilir. Bu kişi muhtemelen bir sinestetik olması sonucunda duyuların birbirine karışmasından mustariptir ve o da muhtemelen renkleri nasıl koklayamadığınızı merak etmektedir.

Sinestezi sözcüğünün kökeni Yunancaya dayanmaktadır ve birleşik duyu anlamına gelmektedir. Sinestetikler için bir duyu, başka bir duyuya ilişkin verileri çağırmaktadır. Görüntüler sesleri ya da tatlar görüntüleri vb. Ancak bu durum son derece nadirdir ve 25 bin kişiden sadece biri bu özelliğe sahiptir.

Sinestezi sonradan kazanılabilir veya nedeni bilinmeksizin doğuştan da gelebilir. Sonradan kazanılan sinestezi tahmin edilebileceği üzere kaza, kimyasallar ya da travma sonrası bozukluklar neticesinde ortaya çıkabilir. Geçici olabileceği gibi, bazı hallerde insanı ömrü boyunca terk etmez. Süresi gibi şiddeti ve yoğunluğu da kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle tek bir tip sinestezyadan bahsetmek mümkün olmamaktadır.

Sinestetik olmayanlar açısından bu durumu anlamak çok zordur. Özellikle çocuklar üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları çok ilgi çekicidir.  Örneğin mavi bir duvara bakan sinestet bir 8 yaşında bir çocuk duvarın taze ekmek koktuğundan bahsetmektedir. Kendisi gibi sinestet olan kardeşi de 5 rakamının sarı olduğundan söz etmektedir. Kendisine soru sorulduğunda sarıyı rakamın arkasında mı gördüğünü yoksa rakamın kendisi mi olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Ancak verilen cevaplara göre çocuk için ikisi de doğru değildir. Rakamın siyahla yazıldığının farkındadır; ama rakam sarıdır. Bu duruma anlam vermek elbette ki sinestet olmayanlar için son derece zordur.

İstatistiklere kadınların sinestet olma oranı, erkeklere oranlara çok daha fazladır. Bunun fizyolojik bir sebebi olup olmadığı hala araştırılmaktadır. Öte yandan kadın ve erkek düşünce biçimlerindeki farklılıklar da sorgulanmaktadır. Bir diğer ilginç bulgu da bu durumun babadan oğula geçtiğine hiç rastlanmamasıdır. Genetik faktörlerin etkili olduğuna hiç şüphe yoktur. Ancak anneden kıza, anneden oğula veya babadan kıza geçtiğine defalarca rastlanmasına rağmen hiçbir sinestet babanın sinestet oğlu olmamıştır. Bu da araştırmaların üzerinde yoğunlaştığı bir diğer husustur.

Sinestetler matematiksel ve uzamsal zekâ söz konusu olduğunda son derece başarılı sonuçlar vermektedirler. Ayrıca çoğunluğu da son derece güçlü bir hafızaya sahiptir. Sinestezinin kendileri için hiçbir şekilde yorucu ya da zorlayıcı olmadığı konusunda da cevapları kesindir. Teknik olarak normal bir insanın her duyumsamasına karşı sinestetler 2-3 duyuyu aynı anda hissederler. Ama bu onlar için fazladan bir organa sahip olmak ya da daha yüksek IQ'ya sahip olmak gibidir. Düşünüldüğünde hiç kimse de fazla zeki olduğu için yorulduğunu iddia etmemiştir gerçekten de.

Sineztezi bazı araştırmalarda hastalık gibi anılmaktaysa da bunu bir tür yetenek olarak algılayanlar da az değildir. Zira tarih boyunca pek çok önemli eseri veren sanatçıların sinestet oldukların ilişkin bulgular mevcuttur.  Örneğin Fransız şair Arthur Rimbaud, müzisyen Scribain, ressam Kandinsky ve Lolita'nın ünlü yazarı Vladimir Nabokov'un sinestet olduğu bilinmektedir.

Duyulara ilişkin alışılmışın dışında, insanları şaşırtan düşünceleriniz varsa; örneğin A harfinin tadının ekşi olduğunu veya yumuşak battaniyenizin ince tiz bir tınısı olduğunu düşünüyorsanız; kim bilir belki siz de sinestet olabilirsiniz.