ABD, TÜRKİYE VE KÜRTLER: NEREDEN NEREYE

29/11/2016


1978 yılında Mustafa Barzani, dönemin demokrasi ve özgürlük savunuculuğu ile ünlü yeni ABD başkanı Jimmy Carter’a Kürtlerin ‘kadim’ tarihini anlatan, Kürtlerin kullanıldığından ve Cezayir Antlaşmasında bir kenara atıldığından şikâyet eden ve verilen sözlerin tutularak Kürtlere özgürlük konusunda yardım edilmesini talep eden bir mektup gönderdi. O dönemde Carter bu mektubu cevaplamadı. İran desteği ile gönderildiği Washington D.C ‘de kanserden öldü ve yine İran şahı Rıza Pehlevi’nin bir jesti olarak İran Kürt bölgesinde devlet töreni ile defnedildi. Varisi Mesut Barzani babasının vasiyeti olan özgürlük emelini gerçekleştirmek üzere Kürdistan Demokratik Partisi’nin(KDP) başına geçti. Tarih boyunca Kürtler kendi kendilerine bir yönetim kuramadı ve değişik Türk, Arap ve Fars devletlerinin içerisinde azınlık olarak yaşadı. Otorite boşluğu ve çeşitli dış desteklerle Kürtler defalarca bu yönetimlere karşı ayaklandı.  Genellikle İsrail ve İran,  Kürtleri Irak’a karşı bölgede daha güçlü bir Arap ittifakı oluşmaması için kullandı. İranlı ve Yahudi diplomatlar arasındaki görüşmelerde Kürtlerden, Irak’ı kontrol amacıyla korunması gereken ancak yangına dönüşmesine izin verilmemesi gereken bir kıvılcım olarak bahsediliyordu. Aksi halde tüm Orta Doğu yanabilirdi. Soğuk Savaş döneminde Türkiye İsrail’den sonra ABD’nin bölgedeki en önemli müttefikiydi. Türkiye, jeopolitik konumu ve güçlü ordusu ile ABD’nin yakınında tutması gereken bir güçtü. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, Sovyetleri çevreleme politikası gütmek zorunda olmadığı için ABD,  dış politikasını yakın ilişki kurmak istemediği devletlerle görüşmek ya da onlara karşı iyi görünme zorunluluğundan arındırdı. Türkiye en büyük müttefiki tarafından yüz üstü bırakılacak şanssız devletlerden biriydi. Doksanlı yıllar boyunca, çok tartışmalı müdahalelerle ABD ve Avrupalı güçler Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirdi. 1980-1988 İran-Irak Savaşı, Halepçe katliamı ve Körfez Savaşı sonucunda bölgede ciddi demografik değişikler yaşandı. Birçok Arap yer değiştirdi ve pek çok Kürt Türkiye’ye göç etti. Saddam’ın Kuveyt’i işgali üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi(BMGK) Irak’a müdahale etme kararı aldı.  Türkiye’nin başvurusu üzerine yine bir BMGK kararı ile 36. Paralelin kuzeyi Irak otoritesinden çıkartıldı. Türkiye bununla problemli bölgelerle kendi sınırı arasında bir tampon bölge yaratmak istiyordu. Ne yazık ki bölgedeki otorite boşluğundan faydalanan PKK bölgeye yayıldı ve mevcut Kürt aşiretlerini de teröre itti. 1992 yılında bölgede geçici Kürt yönetimi kuruldu. Aslında Kürtlerin büyük bir çoğunluğu ( Barzani aşireti hariç) Sünni ve onlar için Şii bir yönetim altında yaşamak imkânsız. Şiiler ve Kürtler Saddam’ın iki büyük düşmanıydı. Çeşitli Şii gruplar Amerikan işgaline karşı da direndi. 2004 yılında Saddam’ın devrilmesi ve yerine Şii ağırlıklı bir yönetimin gelmesi ile Kürtler ilk defa artık Irak’ın bir parçası olmak istemediklerini belirttiler. 2005 yılında oluşturulan yeni Irak anayasası, Arapları ve Kürtleri ülkeyi oluşturan iki büyük etnik unsur olarak ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi de Irak sınırları içerisindeki özerk bir bölge olarak tanımlandı. Ayrıca, anayasanın 114. Maddesinde Kerkük, aslına aykırı olarak bir Kürt şehri olarak tanımlandı ve KIBKY için yeni bir sosyo-ekonomik cennet yaratıldı.2007 yılında TBMM’den çıkan izinle Türkiye kendi kendini koruma hakkı ile Güneş Harekâtını başlattı ve Kuzey Irak’a girdi. Ne yazık ki ağır dış baskılar sonucunda Türkiye sekiz gün içerisinde bu harekâta son vermek durumunda kaldı. Bu dönemden sonra Türkiye Kuzey Irak yönetimi ile ortak kültürel değerler ve ekonomik hedefler doğrultusunda pozitif ilişkiler kurmaya çalıştı. 2013 yılında Barzani ve dönemin Başbakanı Erdoğan,  Diyarbakır’da Türk ve Kürt halkının kardeşliğine dikkat çekmek amacıyla bir araya geldi. Kürt sanatçı ŞivanPerver ve İbrahim Tatlıses birlikte Türkçe ve Kürtçe şarkılar söyleyerek ortak kültürel geçmişe dikkat çekti. Bu olay Türkiye ile Kuzey Irak yönetimi arasındaki olumlu ilişkilerin doruk noktası idi.

Peki, Ya Suriye?

Arap Baharı’nın Esad yanlıları ile muhalifler arasında bir iç savaşa dönüşmesinden sonra, Irak’ta olduğu gibi Kürtler silahlandılar ve Türkiye sınırına yakın bölgelerde kantonlar oluşturdular. Irak’taki durumdan farklı olarak şu anki durumda Kürtler DEAŞ’a karşı savaştıkları gerekçesiyle Batı’nın açık desteğini aldılar. Türkiye, sınırındakiAfrin ve El Cezire kantonlarının birleşerek muhtemel bir Kürt devleti oluşturmasına karşı ılımlı Suriyeli muhaliflerden oluşan Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) yanına alarak bölgede bir çeşit tampon bölge oluşturma amacıyla Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlattı. Operasyonun kesin bir başarıya ulaşması için El-Bab bölgesinin ele geçirilmesi gerekiyor ancak bölge hem rejim güçleri hem de PYD tarafından tehdit ediliyor. Bunun yanı sıra, bölgesel yönetimin isteği üzerine kurulan Başika kampı tartışmaları nedeniyle, Irak Başbakanı Abadi Türkiye’yi sözde sınır ihlalleri yaptığı gerekçesiyle tehdit ediyor.

Pazartesi günü sabaha karşı 20.000 Kürt ve 10.000 Arap’tan oluşan Demokratik Suriye Güçleri Rakka operasyonuna başladı. Haberlere göre DSG bünyesindeki Kürt milisler Rakka’nın kuzeydeki Sünni Arap mahallesine giriş yaptı. ABD, Rakka operasyonuna başlamak için Musul operasyonunun ve Fırat Kalkanı Operasyonunun bitmesini beklemeyeceklerini bildirmişti. Söylenenene göre bu şekilde DEAŞ üzerindeki baskıyı artıracaklar. Ek olarak, Amerikalı yetkililer operasyondan kalıcı bir sonuç olabilmek için yerel güçleri kullanacaklarını belirtmişlerdi. Ancak, neden çoğunluğu Sünni Araplardan oluşan Musul’a Şii milisler ile girildiğini ve yine çoğunluğu Araplardan oluşan Rakka’ya neden Kürt milisler kullanılarak girildiğini anlamak güç. Bana kalırsa ABD, daha iyi bir gelecek için Arap Baharı’na katılan masum Suriyelilerin ve iç savaş’ın bir yan etkisi olan DEAŞ’ı bölgede Şiilere ve Kürtlere ekstra alan açmak için kullanıyor. Belki de yüz yılın hayali, Musul’un da haritaya katıldığı Misak-ı Milli ve bir çeşit federasyonu öngören Özal haritası günümüzde hiç beklenmedik bir şekilde karşımızda duruyor. Kürtler, en sonunda Amerika’nın ve DEAŞ bahanesiyle Avrupa’nın dikkatini çekmişe benziyor, Sünni Araplar göç etmeye zorlanıyor ve Türkiye görmezden geliniyor. İran ise elde ettiği nükleer gücün de desteğiyle kendine inanılmaz bir etki alanı kazanmış gibi görünüyor. Irak bütün Orta Doğu için bir pilot bölge niteliğindeydi.

 

İlknur Şebnem ÖZTEMEL

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers