KAYIP ANAYASA PEŞİNDE BİR ÜLKE: KIRGIZİSTAN

29/11/2016


Modern hukuk felsefesi ve hukuk kuramında kuvvetler ayrılığı ilkesi demokratik devlet yönetiminin varoluşsal koşulu olarak tanımlanabilecek bir yaklaşımdan söz edilebilir. Montesquieu’nun yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılmış oldukları yönetim modeli olarak tanımladığı kuvvetler ayrılığı ilkesi, iktidarın mutlak gücünün eşitlikçi bir biçimde muhtelif organlar arasında dağıtılmasıyla, iktidarın sınırlanması ve denetlemesini sağlamaktadır. Bu ilke yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirlerinin yetki alanlarına karışmasına ve bu üç gücün tek elde toplanmasına engel olmuş ve modern anayasalarda demokrasinin vazgeçilmezi olarak sıkı sıkı korunmuştur.

Öte yandan, var olan devlet yönetim sistemleri felsefi ve kuramsal olarak tanımlanmış ideallerden ne yazık ki uzaktırlar. Zira günümüzde bir devletin yönetim biçimini belirleyen anayasanın kaybedilmesi bile söz konusu olabilmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Kırgızistan Meclisi, Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev’in kurucusu olduğu Sosyal Demokrat Partisi ile koalisyon ortakları – Kırgızistan Partisi, Kalkınma ve İlerleme Partisi ve Sosyalist Ata Meken Partisi –  arasında 11 Aralık’ta yapılması planlanan anayasa değişikliği referandumu tartışmalarına sahne oldu. Yürütmenin yetkilerini aşırı ölçüde artıracağı gerekçesiyle koalisyon ortakları tarafından karşı çıkılan anayasa referandumu tartışmaları üzerine Sosyal Demokrat Partisi koalisyondan çekildiğini açıkladı ve Cumhurbaşkanı Atambayev Sosyal Demokrat Partisi’nin koalisyondan ayrılma kararıyla hükümetin istifasını kabul etti.

Kırgızistan’da anayasa değişikliği tartışmalarının yapıldığı bu dönemde ilginç bir olay yaşandı ve siyasetçiler anayasayı kaybetti. Adalet Bakanlığı tarafından muhafaza edilmesi gereken Kırgız Anayasası’nın kopyaları mevcut ancak metnin imzalı ve orijinal kopyasının nerede olduğu ya da olup olmadığı bilinmiyor.

Konu hakkında 24.kg News’e konuşan Kırgızistan Cumhurbaşkanı Danışmanı Farid Niyazov’un, aslında 2010 anayasasının hiçbir zaman imzalanmadığını dile getirmesi kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı.

Zira geçmişe dönüp bakıldığında Sovyetler Birliği’nden ayrılmasının ardından demokratik bir duruş sergileyen Kırgızistan ,Askar Akayev ve sonrasında Kurmanbek Bakiyev’in göreve gelmesinin ardından otoriter bir rejime dönüşmüş, gerçekleşen ayaklanmalar sonucunda iktidar sürekli el değiştirmiştir. 2005 yılında ‘Lale Devrimi’ ile Askar Akayev görevinden uzaklaştırılmış, Kurmanbek Bakiyev önderliğinde kurulan yeni hükümet 2005 öncesi sorunlara cevapsız kalması sonucunda 2010 yılında gerçekleşen halk ayaklanmasıyla Bakiyev’in görevine de son verilmiştir. 2010 Devrimi’nin hemen ardından yapılan anayasa referandumu ile başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçilmiş ve Almazbek Atambayev iktidarı devralmıştır.

2010 yılında anayasayı hazırlayan komisyonun başkanı Ömürbek Tekebayev, Atambayev’in göreve gelmesinin ardından muhalefet saflarında yerini almış ve yapılan anayasal değişikliklerin Atambayev önderliğinde hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini ve ülkenin tam anlamıyla parlamenter bir yapıya kavuşamayacağını savunmuştur.

Nitekim geçtiğimiz günlerde anayasa değişikliği tartışmalarının gündeme gelmesi üzerine basın açıklaması yapan Tekebayev, 2010 anayasasının hazırlanmasında kuvvetler ayrılığı ilkesine önem verildiğinin altına çizerek, yapılması planlanan değişikliklerin mevcut anayasaya aykırı olduğunu dile getirdi. Keza, 2010 anayasası 2020’ye kadar herhangi bir anayasal değişiklik yapılmasına karşı çıkıyor. 

Diğer yandan anayasa referandumu Atambayev’in siyasi geleceği açısından önem taşıyor. Zira 2010 anayasası ile yasama organı güç kazanırken, yürütmenin yetkileri azaltılarak, cumhurbaşkanının görev süresi bir dönem ile sınırlandırılmıştır. Görev süresi 2017 yılında sona erecek olan Atambayev’in yeniden göreve gelme planının olup olmadığı henüz bilinmiyor, zira Atambayev konu hakkında hiçbir açıklama yapmadı. Ancak yönetim şeklinin değiştirilerek başbakanlık sistemine geçilmesi yapılacak olan değişiklikler arasında yer alıyor.

Ülkelerin Avrupa standartlarına uygun anayasalar hazırlamaları konusunda danışma organı görevini üslenen Venedik Komisyonu, Kırgızistan’da yapılacak olan anayasa reformu hakkında bir görüş raporu hazırladı. Venedik Komisyonu, yapılması planlanan değişikliklerin bir kısmının 2010 Anayasası’nın geliştirilmesi açısından önem taşıdığını ancak yasama ve yargı organlarının yetkilerini azaltarak, yürütmenin yetki gücünü artıran anayasa tasarısının kuvvetler ayrılığı ilkesine zarar vereceğini belirtti. Komisyon aynı zamanda öngörülen değişikliklerin demokrasinin temel prensipleri olan hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, temel insan hak ve özgürlüklerine zarar vereceği konusundaki endişelerini dile getirdi.  Bu bağlamda Komisyon bir takım önerilerde bulunarak, referandumun yapılabilmesi için mecliste üçte ikilik bir çoğunluğun onayının alınmış olmasının tek başına yeterli olmadığını ve her iki aylık dönemde en az üç kez oylamaya sunulması gerektiğini belirtti.

Kırgızistan’da anayasanın kaybedilmesi bir yandan ülkenin içinde bulunduğu siyasi duruma ışık tutarken, diğer taraftan ülkede var olan devlet yönetim sisteminin felsefi-kuramsal bağlamda demokratik devlet yönetimin varoluşsal koşulu olarak tanımlanmış “kuvvet ayrılığı idealinden” ne kadar uzakta olduğunu gözler önüne sermektedir. Zira Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Kırgızistan, sahip olduğu çoğulcu siyasi sistem ile bulunduğu coğrafyada demokrasi alanında en gelişmiş ülke kabul edilerek “Orta Asya’nın Demokrasi Adası” olarak adlandırılmaktadır.

Öte yandan Kırgızistan’da halkın 11 Aralık’ta yapılacak olan anayasa referandumunda siyasiler ile aynı tutumu sergileyip bilinmezliğe doğru bir adım atacakları sonucuna ulaşmak çok zor. Önümüzdeki dönemde neler yaşanacağını takip edip göreceğiz.

 

Nuran YILDIRIM

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers