AB: HANGİMİZ SEVMEDİK ÇILGINLAR GİBİ…

13/10/2016


Elimde tuttuğum “yakınçağ tarihi” kitabının henüz ilk sayfalarındayım. “Çağ” olarak andığımız dönemlerin ne zaman başlayıp, ne zaman sona erdiği, eğer biz de o dönemde pay sahibiysek ilgi çekici oluyor.

Yakınçağ tarihinde ya da içinde bulunduğumuz dönemde, ulus olarak çığır açan hiçbir etkinliğimizden söz edemiyoruz. Yani, İstanbul’un Fethi’nden bu yana dünya tarihi bakımından sadece birer seyirciyiz. Dönem içinde yaşayanlar için canlı tanık olma şansı bulunurken, sonradan gelenler için olup biteni sadece okumak ve değerlendirmek mümkün. Biz de o ikinci grupta yer alıyoruz!

Napoleon’u okumak, değerlendirmek, anlamaya çalışmak her zaman büyük bir zevk. O kadar ki, bu büyük liderin dünyadan ayrılmasının üstünden 200 yıl geçmiş olmasına rağmen, hayatı, başarıları, kâbusları, hatta aşkı bile ilgi çekmeye devam ediyor. Stanley Kubric’in sinema perdesine taşımak için yıllardan beri uğraştığı Napoleon’un hayatının, “True Dedective” ve “Beast of No Nation” filmlerinin yönetmeni Cary Fukunaga dizi haline getirileceği de gündeme gelen son ve en dikkat çeken haberlerden birisi. Ancak buradaki mesele ne Napoleon ne de onun hayatına ilişkin. Katolik Napoleon, hayatındaki en önemli mücadeleleri belki de Protestan ve Ortodokslara karşı vermiş olsa da, onun son bulan hayatına rağmen mücadelenin sona erdiğini söylemek anlamsız. Napoleon’un Trafalgar’ı kaybedeli tamı tamına 211 yıl oldu. Trafalgar ile birlikte Britanya’yı ele geçirme hayalleri Napoleon ve Fransızlar için ebediyen son bulurken, İngiliz deniz egemenliği için de hemen hemen 100 yıl sürecek bir üstünlük dönemi başladı.

Gelelim Brexit’e… Alman-Fransız ortaklığının yavaş yavaş emerek tükettiği Britanya son bir hamle gerçekleştirdi. Referandumdan çıkan sonuç, siyasiler için genel anlamda “şok edici” olurken, öngörülerine her zaman güvenen ekonomistler içinse ölümcül oldu. Referandum kararı ekonomistleri adeta sandalyelerine çiviledi. En doğudan en batıya kadar tüm finansal tablolar, ekonomik bir görselle “kırmızıya” büründü. Avrupa’nın en önemli borsası Londra alt üst olurken, bu çarpılışın daha büyük etkisi Çin’de yaşandı. Uzun zamandan bu yana Çin’i dizginlemek için uğraşan ABD, Brexit’e görünürde karşı olmakla birlikte, Çin’e vurulan darbeyle birlikte adeta 4 Temmuz’u erken kutladı. Hızla sıkışan Çin ekonomisi, adeta makine dairesinde kamikaze patlayan uçak gemisine dönüştü. Çin ekonomisinin aldığı bu hasardan sonra, gelecek 2 yıl içinde batmaktan kurtulması artık mucizelere bağlı. New York, Londra, Berlin, Tokyo, Pekin ve İstanbul’daki brokerler için bu gelişmenin finansal boyutu, yani kazanç/zarar oranı önem taşırken, dünyanın geri kalanında referandum etkilerinin gelip dayandığı nokta, ceplerine girecek veya çıkacak paradan çok daha önemli.

Dünya, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelen kuşakların yeni mücadelesine başlamak için artık son hazırlıklarını yapıyor. Aşırı sağın büyük bir hızla yükseldiği Avrupa’yı bir araya getirmek ve yeni bir küresel savaşa güçleri birleştirerek girmek için de Brexit iyi bir bahane. Bu savaşta düşmana karşı kimin önde gideceğini görmek ise son derece önemli. Napoleon’un bayraktarı Marie Le Pen 48 yaşında cephenin ön saflarına giderken, 49 yaşındaki David Cameron birliklerini geri saflara çekti. Şimdi merak edilmesi gereken soru şu: Büyük bir dünyaya hükmetmeyi hangimiz istemedik?

Haber Merkezi

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers