AMERİKA – İSRAİL – FİLİSTİN ÜÇGENİNDE POLİTİKA

08/05/2017


Mustafa AY - DG - İsrail, kurulduğu Mayıs 1948 yılından bu yana, birçok Arap ülkesi tarafından bölgesel bir yabancılaşmaya itildi. Arap liginin İsrail’e karşı kurulmasını 1948 Arap-İsrail savaşı ve Altı Gün savaşı gibi savaşlar takip etti. Bu savaşlar, o dönem için, bölgenin istikrarını sarsan en önemli olaylardan bazılarıydı. Mısır’ın liderliğini yaptığı Arap ligi, İsrail’i bölgeden çıkarmaya çalışsa da İsrail güçlü direnişi ile Arap ülkelerinin kaynaklarını ve saldırgan tavrını işlevsiz kıldı. İsrail, savaşların kendisine getirdiği bölgesel yabancılaşma sonucunda, uluslararası arenada güçlü müttefiki Amerika’nın desteğini arkasına aldı. Çünkü Süveyş Kanalı gibi önemli deniz yolunun savaşın gölgesinde olması, haliyle birçok Amerika merkezli uluslararası şirketi huzursuz etti. Bu sebeple İsrail, Amerika’nın sınırsız desteği karşısında bölgesel karakol rolünü üstlendi.

1967 Altı Gün savaşı sonrasında İsrail, Mısır’ın Sina, Suriye’nin Golan Tepeleri ve Filistin’in Batı Şeria ve Gazze topraklarını işgal etti. İsrail bölgenin en güçlü ülkesi Mısır’ın tepkisini daha çok çekmemek adına Mısır ile anlaşma masasına oturdu. İsrail, 1979 Mısır-İsrail anlaşması sonucunda, Sina’yı Mısır’a geri vermek zorunda kaldı. Ama İsrail, Filistin ve Suriye’deki işgalini uluslararası tepkilere rağmen kararlı şekilde bugüne kadar sürdürdü. Bugün, İsrail devleti bu işgalinin faturasını Hamas’ın füzeleri ile ödüyor. Tüm bunlar yaşanırken, Amerika da bu işgalin karşısında BM’de, İsrail’in (Amona başta olmak üzere) birçok gayrimeşru iskân politikaları ile ilgili tasarıyı “Veto” ederek destek çıktı. Bu durum Obama yönetiminin aralık ayındaki BM toplantısında İsrail’i kınayan tasarının “çekimser” oyu kullanmasıyla değişmişti. Bu tasarının arkasından İsrail ve Obama yönetimi arasında soğuk rüzgarlar esti. Lakîn, Amerika ve İsrail arasındaki bu durgunluğun Trump yönetimi ile son bulduğu bir gerçek. Trump’ın Yahudi kökenli damadı Kushner’ın İsrail’e karşı beslediği sempati ve sürdürdüğü desteğin, Amerika’nın İsrail ile ilişkilerinin yeni bir şekil almasında büyük rol oynadı. Çünkü Amerika arabuluculuğunu yaptığı İsrail-Filistin barışında “iki devlet, tek toprak” anlayışını terk ederek, “Tek devlet, tek toprak” anlayışına kaydı. Bu açıklamaların ardından, Filistin’in güdümündeki Amerikan büyükelçiliğinin taşınması mevzusu yavaş yavaş kesinleşmeye başladı. Trump’ın Başkan Yardımcısı Mike Pence, Tel Aviv’deki büyükelçiliğin Kudüs’e taşınacağını ifade ederek, Trump yönetimi “Tek devlet, tek toprak” politikasındaki ilk somut adımı attı.

Amerikan yönetimi tarafından alınan bu kararların bağlayıcılığı her ne kadar tartışılsa da gerçek şu ki Filistin Amerikan-İsrail ortaklığı karşısında çok zayıf kalıyor. Bu zaafın Hamas’ın askeri lideri Halid Meşal tarafından gösterilmesi ise, Filistin’in bu kararlar karşısındaki acizliğinin var olduğunun ispatı. Öyle ki Hamas lideri Katar’ın başkenti Doha’da düzenlediği ‘Yeni Hamas Planı’ konferansında, Filistin’in 1967 sınırını kabul ediyor. Bu durum radikal Hamas yöneticilerinin Amerika-İsrail-Filistin üçgeninde yeni barış sürecinin oluşturulduğu izlenimi bırakıyor. Alınan bu kararlar Filistin halkının kaçınılmaz tepkisine yol açtı. Bu tepkilerin arkasında yatan sebep, Amerikan ve Filistin yöneticileri tarafından İsrail-Filistin sorununa “Oldu, bitti” çerçevesinde çözüm bularak, Filistin halkının görmezden gelinmesi ve İsrail’in bugüne kadar yürüttüğü kanlı saldırıların başarı ile sonuçlanmasıdır. Bu haklı algının Filistin halkı üzerindeki etkisi, Filistinlilerin Abbas yönetiminin istifasını isteyecek kadar büyük gibi görünüyor.

              

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers