ANALİZ: TÜRKİYE’NİN CERABLUS OPERASYONU

16/10/2016


Suriye’nin Türkiye sınırında bulunan Cerablus kentine, TSK önderliğinde 24 Ağustos sabahı ‘Fırat Kalkanı’ operasyonu başladı. Operasyonun amacı Türkiye’nin sınırlarının başındaki IŞİD tehdidini süpürmek. Bu operasyonun yankıları Dünya basınında geniş yer buldu ve şüphesiz bu operasyon 5 yıldır süren Suriye iç savaşının seyrini değiştirecek bir hamle oldu. Bu operasyon, aynı zamanda Suriye’de olası bir çözüm gününde Türkiye’nin koltuğunu hazır tutmasını sağlayacak bir hamledir.

Diplomatik Gözlem, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Soli Özel, ve Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney ile son yaşanan gelişmeleri tartıştı.

Diplomasi Trafiğinin Yaşandığı Devletlerin Özelliği

Fırat Kalkanı Operasyonunun gerçekleştirildiği gün Türk diplomasisi de hareketli bir gün yaşadı. Amerika’nın iki numaralı ismi Başkan Yardımcısı Joe Biden Türkiye’ye günü birlik ziyaret gerçekleştirdi. Biden’ın ziyaretinde iki önemli konu vardı. Biri Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi diğeri ise Cerablus Operasyonu. Yazının konusu olan Türkiye’nin Cerablus Operasyonu konusunda Başkan Yardımcısı Biden yaptığı açıklamada “YPG Fırat’ın öbür yakasına geçmemeli” dedi ve ABD’nin aksi bir durumda YPG’ye olan desteğini çekeceğini sözlerine kaydetti.

Türkiye’nin Cerablus operasyonu öncesinde diplomasi trafiği sadece Biden ile yaşanmadı. 12 Ağustos’ta Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İranlı mevkidaşı Cevad Zarif ile görüştü. Görüşmeden yaklaşık bir hafta sonra da Çavuşoğlu İran’a sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Yalnız Türkiye’nin diplomatik ilişkilerinde attığı en önemli adım ise önce İsrail sonra Rusya ile devam eden ikili ilişkileri yeniden düzeltme hamleleri oldu.

Cerablus operasyonun Esad yönetiminin arkasında duran Rusya ve İran’dan habersiz bir şekilde gerçekleşmiş olması elbette olasılık dışı bir senaryo. Örneğin, Türkiye 24 Kasım 2015 tarihinden 24 Ağustos’a kadar olan süreçte Suriye sınırında uçak uçuramıyordu. Ancak Türkiye’nin ilişkilerini düzeltmekte kararlı olduğu ülkelerin ortak özelliği Suriye’nin kuzeyinde Kürt devletine sıcak bakmamaları. Örneğin İran ülke içerindeki Kürt probleminden dolayı bölgedeki bağımsız Kürt devleti senaryosuna karşı bir duruş sergiliyor. Türkiye ile aynı düşüncede olan ülkelerin, Türkiye’nin operasyonlarındaki PYD kırmızı çizgisini anlıyorlar. Türkiye tarafından operasyonların amacı resmen açıklanan DAİŞ terör örgütü ile mücadele ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak olması İran ve Rusya’nın da isteyeceği bir senaryodur.

“PYD’de kendisine biçilmiş olan kaftanın içine girecek”

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Soli Özel’e göre Cerablus Operasyonu hem Amerika hem de Rusya ile parametreleri belirlenmiş bir operasyon. Özel sözlerine şu şekilde devam ediyor; “Biden’ın yaptığı açıklamalar ve John Kerry’nin PYD Fırat’ın doğusuna dönmeye başladı demesinin İki unsur var Birincisi; PYD aslında kendinde var olandan daha fazla güç vehmederek hareket etti. Yapılan açıklamalar ile Amerika PYD’ye ayar veriyor. İkinci unsur ise eğer mesele Türkiye ile-PYD arasında tercih yapmak ise herkes Türkiye’yi tercih ediyor. Suriye rejimi de Afrin ile bağlanmış Kürt kantonuna karşı çıktığını buna koşut olarak Ruslarında bu durumu arzu etmeyeceğini düşündüğümüzde, Türkiye’de bu duruma karşı olduğunu hesaba kattığımızda Amerika’da buna destek verdi demektir. Bugünkü duruma göre PYD’de kendisine biçilmiş olan kaftanın içine girecek. Kendisine çizilmiş sınırlar içerisinde hareket edecek gibi gözüküyor. “

Özel’e Türkiye’nin Cerablus Operasyonun akıllıca bir hamle olup olmadığı konusundaki değerlendirmelerini sorduğumuzda bize şu cevabı veriyor. “Şimdi bu operasyonu en akıllı ya da hiç akıllı değil demek için çok erken. Sadece şunu söylemememiz mümkün. Bence, Türkiye yaklaşık son üç aydır en azından 2011 Ağustos ayından beri sürdürdüğü politikadan ufak ufak çark etmeye başladı. Bu çark etme, Binali Yıldırım’ın Başbakan olmasından önce de azıcık başlamıştı. Ancak Binali Bey’in “Dostlarımızın sayısını arttırıp düşmanlarımızın sayısını azaltacağız” demesiyle Türkiye’nin çok farklı bir dış politika rotasına gireceği anlaşılmıştı. Aslında, Bunun bir sonucunu görüyoruz. Bu operasyon beni takip edebildiğim kadarıyla, Hem Amerika hem Rusya ile bir şekilde parametreleri belirlenmiş olarak yapılmış bir operasyon. İran’ın da durumdan bir şekilde haberdar edildiğini düşünüyorum”.

Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney Türkiye’nin Cerablus Operasyonunun akıllı bir hamle olduğunu söyleyerek, bu durumun artık bir beka meselesi olduğunu vurguluyor.

“Türkiye öncelikle sınır güvenliğimi sağlayacağım diyerek operasyonu sınırladı. Son beş senedir Suriye odaklı Türkiye’ye gelen çeşitli saldırıları oldu. Hatta 2012 senesinde Suriye rejimi tarafından Türk uçağı düşürüldü. Dolayısıyla Türkiye’nin meşru savunma hakkı zaten vardı. Türkiye bu askeri opsiyonunu işgal niteliğinde değil uluslararası koalisyonun bir parçasında kullanacağını daha önceden belirtmişti. Türkiye başından beri ‘İmkan verin, ılımlı muhalifleri desteklemek suretiyle IŞİD’le mücadelede yardımcı olayım. Bana gelen terörist tehditleri bertaraf ederim. Mülteci akınını bir şekilde durdururum’ mesajını veriyordu. Bugün zaten de facto olarak yapılan budur”.

Prof. Dr. Güney’e YPG’nin sahadaki kara gücü alternatifi rolünden uzaklaşıp uzaklaşmadığını sorduğumuzda bize şu şekilde cevap veriyor. “ Yıllardır IŞİD’e karşı koalisyon hava harekatı yapıyor. YPG’nin tek savaşan güç olduğu ilan edildi ve ona dayanan strateji vardı. Yıllardır uluslararası koalisyonun yapamadığını Türkiye bir günde yaptı. Dolayısıyla demek ki Türkiye’nin anlatmak istediği dinlenseymiş, doğru strateji ve alternatiflerde olabilirmiş. O zaman, bu konjonktür faydalanan YPG ağırlıklı bu Kürt koridor da olmayacaktı. Ayrıca önemli olan diğer nokta’da şu; Batının, Suriye, Irak ve Libya’da tercih ettiği parçalı devletimsi alternatif yapıların, PKK-PYD ağırlıklı oluşumun aslında sadece Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit olmadığı, orta doğudaki diğer ülkelere de tehdit olduğu algısında İran gibi Irak gibi bölgesel güçlerin hem fikir olması, Türkiye’nin bu operasyonu yapmasını kolaylaştırdı.”

Türkiye Yeni Bir Güç Tanımlamasına mı Gidiyor?

Türkiye Suriye iç savaşının patlak vermesine kadar (2011-günümüz) her zaman yumuşak gücünü cömertçe gösteren bir ülke imajına sahipti. Özellikle Afrika’ya gerçekleştirilen insani yardımlar, Filistin halkının yanında durması, Türkiye’nin insanlık meselelerine olan duruşu ve dünya’da bu meselelere farkındalık yarattığını söylesek pekte yanlış olmaz. Ancak, Suriye iç savaşından sonra Türkiye’nin Dış politikası gözle görülür bir şekilde idaresi zor bir hal aldı. Yaklaşık 5 sendir Türkiye Ortadoğu’da yaşanan siyasi krizlere ve Suriye meselesine olan yaklaşımı, Türkiye’nin komşu ülkeleri ve Batılı partnerleri ile arasındaki makasın açılmasına neden oldu. Türkiye özellikle Suriye meselesinde, duyduğu kuşkuları anlatmakta sorunlar yaşadı. Hatta Türkiye öyle yalnız bir ülke halini almıştı ki NATO üyesi ve stratejik partneri Amerika’nın desteklediği PYD tarafından sert tehditlere maruz kalmıştı.

Peki, Türkiye son sınır ötesi hamlesi ile kaybettiği o gücünü geri mi kazanacak yoksa yeni beri güç tanımlamasına mı girecek?
Türkiye’nin nesnel gücüne değinen Soli Özel, öncelikle nesnel gücü şu şekilde tanımlıyor; Suriye ile sınırdaş, NATO üyesi bir Türkiye, 2011’e kadar dünya ile barışık bir ülkeydi. Hatta 2012’de Arap isyanlarının çıktığı dönemde bütün dünyada çok gerçekçi olmasa bile bir Türk modeli kavramı ortada dolaşıyordu. Türkiye’nin gücü işleyen ekonomisi, Müslüman bir ülke olması, kapitalist sisteme adapte olması ve laiklik-demokrasi dengesini iyi kötü tutturmaya çalışmasından geliyordu.”

Özel sorumuzun cevabına şu şekilde devam ediyor;

Türkiye geçtiğimiz dönemlerde o kadar çok hata yaptı ki geçtiğimiz beş yıl içinde nesnel olarak olan gücünü de yitirdi. Son gerçekleşen –herkesin olumlu baktığı fakat çizilmiş parametrelerin dışına çıkılmaması gereken- Cerablus Operasyonunda, Türkiye hiç değilse kendine Suriye denkleminde yeniden yer buldu. Türkiye, Suriye ile 911km sınırı olan bir ülke. Suriye’nin geleceğinde hiçbir şekilde söz sahibi olmamamsı olacak iş değildi. Türkiye kendine yeniden güç inşa etmeye başladı. Türkiye’nin güç tanımlamasında ‘yumuşak güç’ 2012’ye kadar çok önemli bir unsurdu. Bu büyük ölçüde yitirildi, ekonomi kırılgan, Kürt meselesinde savaş, içeride otoriterleşme vesaire. Bugün eskiye dönüş oldu, darbe girişimine rağmen Türkiye askeri gücünü gösteriyor ama Cerablus’a giderken çokta büyük bir engelle karşılaşılmadı. Türkiye şimdi yavaş yavaş kendisini herkesle kavga etmeden diplomatik yöntemleri maharetle kullanarak iletişimini mümkün olduğu kadar iyi idare ederek, kendini yeniden konumlandırmaya ve yeniden güç inşa etmeye çalışıyor. Bu işlerin sonunda nasıl bir güç olacağını, nasıl bir potansiyele sahip olacağını hep birlikte göreceğiz. Şimdiye kadar şunu gördük ki, Türkiye NATO’dan vazgeçemiyor, NATO’nun ‘da Türkiye’yi atmak gibi bir derdi yok”

Prof Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, Türkiye’nin gücünün azaldığı şeklinde yapılan yorumlara karşı geliyor ve Türkiye’nin tam tersine akıllı gücünü kullandığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Güney; “ Bugün vekalet savaşının sürdüğü devlet ve devlet dışı aktörlerin çatıştığı bu bölgede ittifaklar sürekli değişiyor. Yani zemin o kadar kaypak ki, bu anlamda strateji yapmak o kadar kolay olmuyor. Bence bu durum Türkiye’nin gücünün azalması anlamına gelmiyor. Tam tersine bugün geldiğimiz konumda Türkiye askeri ve iktisadi alanda potansiyeli yüksek bir gücün göstergesi. Türkiye jeopolitik dönüşümleri hızla okuyup kendine yeniden uyarladı. Türkiye kendisini, sürekli değişen ittifakların karşısında uyarlamayı başarmış durumda. Türkiye bugün aşağıda sert gücünü kullanıyor. Eğer yumuşak gücümüzü bozulan ilişkileri çeşitlendirmek amaçlı kullanıp, elimizi zenginleştirirse gücümüzü akıllı kullanmış olacağız. Türkiye bu askeri operasyonla caydırıcılığının altını doldurmuş oldu.”

ALİ FARUK İMRE

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers