BİR DAHA PUTİN…

07/11/2016


Rusya’da Vladimir Putin seçimlerden zaferle çıktı

Yeni seçimle eski başkan seçildi. Eski başkan yeni döneme başladı. Eski sistemde, yeni rejimde, yenilenen seçimde, eski liderle, yeni dönemle, şartlar eski döneme döndü… Vladimir Putin’in kazanması bekleniyordu, sürpriz olmadı. Beklenen, Putin ile öngörülemeyen bir dönemin başlamasıydı. Diğer bir deyişle Rusya’da bundan sonrası için öngörülen Putin’in yeni öngörülemeyen adımları ve beklenmedik gelişmelerin kapısının aralanması…

Batı Moskova ile ilişkilerinin bundan sonraki evresi için ciddi bir değişim beklememeli. En azından Kremlin’in şu ana kadar devam eden ana rotasını değiştirmeyeceği kesin. Fakat dünya siyasetinin, küresel denkleminin doğu-batı ekseninde bazen düzensizlik kendisini gösterebilir. Bazı ritim bozuklukları küresel ölçekte sıkıntı verebilir.

Nitekim bunun somut göstergeleri de var. Vladimir Putin savunma için 580 milyar EUR yatırım yapılacağını deklare etti. Buna göre Rusya, savunma sistemini 400 kıtalararası balistik füze, 600 savaş uçağı, 20 denizaltı ve 2.300 tankla pekiştirecek. Putin bu silahlanma programının hedefini de açıkladı. Rusya, söz konusu hamleyi “NATO” için yapıyor. ABD’nin NATO çatısı altında ve Avrupa zemininde kurduğu “füze savunma sistemi”, yani kalkan Rusya’nın milli güvenliğini felç edebilir. Putin, Rusya’nın bu kalkana karşı yeni silahlar geliştireceğini de açıkladı. Bunlar Vladimir Putin’in “Rossiyskaya Gaseta” adlı günlük gazete için kaleme aldığı makalede yayınlandı.

Bu gelişmeden hareketle küresel siyasette kartların bundan sonra daha açık oynanacağı sonucuna varabiliriz. Daha önce hassas dengeler, çok bilinmeyenli denklemler ve karmaşık riskler yüzünden daha dolaylı ifadelerle ve daha dolaylı hamleler ile biçimleniyordu. Ama Putin bundan sonra -eskiye nazaran- daha açık sözlü ve daha doğrudan hareket edeceğini gösteriyor.

Eski Lider, Eski Şartlar, Yeni Dönem…

Rusya'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini iki dönem bu görevi yürüten, son dört yıldır da başbakan olan Vladimir Putin kazandı. Putin geçerli oyların yaklaşık %64’ünü aldı. Ancak bu sonuç “büyük farkla kazanılan kolay bir zafer” gibi görünse de,  şartlar Putin’in zafer konuşmasındaki gözyaşlarını haklı çıkaracak derecede çetindi.

Bağımsız seçim gözlem kuruluşu Golos’un seçim komisyonunun verdiği rakamların doğru olmadığını iddia etmesi ve Vladimir Putin'in geçerli oyların %64’ünü değil, %50'sini aldığını açıklaması da buna işaret ediyor. Golos’a göre, Putin yandaşlarının bir kısmı mükerrer oy kullandı. Ayrıca Putin'e oy verecek olan seçmenler otobüslerle çok sayıda seçim sandığına taşınarak, birden çok defa oy kullandırıldı.  Bu iddialar belki doğrudur, belki değildir. Ama hiçbir durumda şaşırtıcı olarak nitelendirilmemeli. Rusya’nın siyaset ve demokrasi tarihi buna tahammül göstermeyi olağan kılabilir.

Seçim dönemi boyunca çok etkili olan sivil toplum hareketleri, sosyal hareketler ve Sorosyan cereyanlar Putin’in seçimlerde yorulmasına neden oldu. Muhtemeldir, muhalefet için hedef Putin’i önlemek değil, Putin’in işini zorlaştırmaktı. Ama Putin’e en yakın oy alan aday %17 ile komünist Gennadi Zuganov oldu…

Ancak yine de SSCB’nin son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov seçimi kazanan Vladimir Putin için işlerin eskisi kadar kolay olmayacağını söyledi. Euronews’a demeç veren Gorbaçov şunların altını çizdi; “Putin eski günlere dönmek istese bile, mevcut durumda bunu yapamaz. Ayrıca, yakın zamanda bazı şeyleri değiştirmek zorunda kalacağız. Yani yeni bir parlamento seçmemiz gerekecek. Çünkü bu seçimlerin nasıl ve hangi koşullarda yapıldığını biliyoruz.”

Gorbaçov, seçimlerden önce de Putin’e itiraz ediyordu. Ama bu son değerlendirmesi -seçimlerin hemen sonrasında yapıldığı da düşünüldüğünde- Rusya’da belki “pandoranın kutusunun açılabileceğine” işaret edebilir.

Putin, iki dönem cumhurbaşkanlığının ardından 2008 yılında koltuğunu kendi desteklediği aday Dimitry Medvedev'e terk etti. Daha sonra başbakanlık görevini alan Vladimir Putin şimdi yeniden cumhurbaşkanlığına seçildi ve Rusya anayasasına göre 2018 yılında ikinci dönem cumhurbaşkanlığı için yeniden aday da olabilecek. Dolayısıyla 2012’den 2024’e kadar sürecek Putinli yeni dönem başladı.  Zafer konuşması için halkın karşısına hem halefi hem selefi Dimitri Medvedev'le birlikte çıkan Putin, mutlu kalabalığı ve meydandaki  "Cumhurbaşkanımız Putin" ve "Putin'e inanıyoruz" pankartlarını izlerken, ne derece büyük ve zor bir işi üstlendiğini bir kez daha görmüştür.

Putin’in Zor Yılları Başlıyor…

Putin’in üçüncü dönemi başlıyor. Putin için ilk iki dönemi de kolay değildi, ama üçüncüsünün ilk ikisinden zor olacağı kesin. Putin NATO’nun füze kalkanının nelere yol açabileceğinin farkında. 80’li yılların sonunda, bugünkü füze kalkanının o dönemdeki jenerasyonu SSCB’nin tabutuna son çiviyi çakmıştı. Batının füze savunma sistemi ile savunma kabiliyetini bütünüyle yitiren SSCB için “film bitmişti”...

Putin ülke savunmasını güçlendirmek zorunda. Ama bu zorlu vazife Putin için tek sorun değil. Rusya’nın küresel siyasette hedeflediği etkin konumun çok uzağında olduğu kesin. Bugün Rusya’nın görüşleri “sadece” BM Güvenlik Konseyi üyesi olduğu için ve “kısmen” kabul görüyor. Fakat Rusya bu koza rağmen örneğin Libya, Tunus, Mısır ve benzeri pek çok konuda bakış açısının batıda göz ardı edildiğini gördü. Moskova için Chavez, Castro ve benzeri isimlerle geliştirilecek ilişkiler ise, Rusya’ya katkı sağlayacak ittifak olamaz.

Her durumda Putin’in kolektif savunma konusunda işbirliğini geliştirecek adımlar atması lazım. Lakin BRIC diye tanımlanan ve Rusya ile beraber görülen ülkeler Brezilya, Hindistan ve Çin’in ise böylesine keskin bir tercih yapması pek olası değil. Kaldı ki, uluslararası sermaye, hatta Rusya’daki yabancı iştirakler, mal ve hizmet piyasaları da dünya siyasetinde yeni bir kutuplaşmaya tahammül göstermeyebilir.

Putin için hiçbir şey kolay olmayacak. Putin, daha önce Rusya’yı dünyanın en büyük beşinci ekonomisi haline getireceğine söz verdi. Halka “büyüme odaklı ekonomi politikası” izleyeceğini vaat etti. Ayrıca “yolsuzluklarla mücadele” için işaret verdi. Putin, vergi reformu ve kamu işletmelerinin özelleştirilmesinin sürdürülmesi için söz verdi.

Putin’in elindeki belki de en önemli koz “Alman kozu”… Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle Rusya’daki seçimlerin hemen ardından yaptığı açıklamada “Rusya ile stratejik ortaklığı sürdürme arzusunu” dile getirdi. Hem rekabet hem ortaklık… Hem de karşılıklı silahlanma ve savunma programları, hepsi bir arada… Bu, bir zamanlar Doğu Avrupa’da “duvarın arkasında” olan ve “Demir Perde’nin” gerisindeki “halklar hapishanesinde” yaşayan eski Varşova Paktı ülkeleri için sevindirici bir haber sayılmaz.

Doğu ve Orta Avrupa’da nesiller Rus hükümranlığından ve baskısından kurtulacakları günün hayali ile yaşadılar. Onlar için Avrupa Birliği’ne girmek, adeta Berlin Duvarı’ndan atlayabilmekti, bir daha Rus baskısına girmemekti. Avrupa Birliği’ne girdiler. Ama Avrupa Birliği de Rusya ile “stratejik ortaklık anlaşması” imzaladı. Bu durum şüphesiz öncesine göre daha güvenli. Şayet Rusya’nın enerji kozunu dış politik amaçlar için ustalıkla kullanmasını ve şimdi de Rusya’nın Avrupa’daki füze savunma sistemine karşı silahlanmasını saymazsanız…

Berlin, Rusya’nın batı ile sağlıklı işbirliği içerisinde tutulmasında çok önemli bir işlev üstleniyor. Rusya’nın batının egemenliğindeki küresel sistemden yalıtılmasını önlüyor ve Rusya’yı daha fazla işbirliği ve ortaklık için cesaretlendiriyor. Birlikte çalışmak ve birlikte yaşamak, karşılıklı bağımlılık Rusya’yı ortak faydaya yönlendiriyor.

Soğuk Savaşın ardından gelişen Berlin-Moskova ekseni, Avrasya ölçeğinde, Rusya’nın yakın haricinde, Avrupa Birliği’nin periferisinde ve NATO’nun dış çeperinde “belirleyiciliğe” halen sahip.

Ancak Putin’in üçüncü döneminde rekabet işbirliğinin önüne geçebilir. Rusya açısından iç politikada istikrarın demokrasiden, güvenliğin özgürlüklerden daha önemli olduğu bir evredeyiz. Putin için dış politikada Rusya’nın geleneksel hassasiyetlerinin değişeceği değil, ama hassasiyet kazanacağı bir dönem başladı. Özellikle “İran” ve onun önceli “Suriye” Putin’in eskiye nispeten daha fazla kas göstermesini gerektiriyor.

Bu sürecin olası belirleyicilerini incelerken mutlaka “Münih Güvenlik Konferansı’nı” da değerlendirmek lazım… Vladimir Putin o konferansta henüz “Rusya Başbakanı” sıfatı ile bazı parametreleri net ve keskin bir üslupla ortaya koymuştu. Örneğin, “hiç kimsenin iç işlerimize karışmasına, isteklerini bize kabul ettirmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü biz tek başımıza karar verebiliriz” ifadesi buna örnek gösterilebilir.

SSCB süper güçtü. Ama Rusya süper güç değil. Rusya dün de süper güç değildi, yarın da olmayacak. Rusya yakın haricinde yer alan ülkelerle ve onun çıkarlarını pozitif veya negatif etkileyen bölgelerle “kolonyal tarzda” ilgileniyor.

Putin’in penceresinden bakıldığında Rusya’nın geleceğinin yeniden yapılandırılması çabalarında “Avrupa ile zor komşuluk” ve “ABD ile karşılıklı güvensizlik” her şeyin perde arkasında yer alıyor.

Ama Putin’in Rusya’yı “süper güç” haline getirmeye çalışması, bütün dünya için ciddi sorunlara yol açabilir. Sadece bu ihtimalin denenmesi dahi, küresel sistemi çok büyük bir riskle imtihan edebilir.

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers