ÇİN'İN ENERJİ POLİTİKALARI ÜZERİNE BİR ANALİZ

27/11/2016



 2012 yılı itibariyle, 1,34 milyar olan Çin nüfusunun 2025 yılında 1,4 milyara yükselmesi beklenmektedir. Çin’de 2025 yılına gelindiğinde nüfusu 1 milyon’un üzerinde olan 220 tane şehir olacağı öngörülmektedir. 2002-2012 döneminde yıllık yaklaşık olarak %10 oranında büyüme sağlanmıştır. Bu hızlı büyüme oranı Çin’de milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarmasına karşın, aynı zamanda çok büyük miktarlarda kaynak tüketimini de beraberinde getirmiştir. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)’na göre 2009-2015 yılları arasında petrol tüketiminin %70 oranında artması ve 2015 itibariyle küresel petrol talebinden Çin’in %42 oranında bir pay alması beklenmektedir. Çin’in toplam enerji tüketimi 2002-2012 döneminde %200 oranında artış göstermiş durumdadır. Ayrıca su tüketiminin de 2030 yılında 2012 yılına göre 2 kat artabileceği öngörülmektedir. Çin’in doğal kaynaklar üzerinde oluşturmuş olduğu bu baskı uzun süreden beri çevreye büyük zararlar vermektedir. Günümüzdeki karbondioksit (CO2) emisyonunun %25’i Çin kaynaklıdır ve CO2 emisyon değerinde Çin ABD’yi geçmiş durumdadır. Ayrıca günümüzde hava kalitesi açısından en kötü durumdaki ilk 20 şehrin 16’sı Çin’de bulunmaktadır. Yaşamakta olduğu çevre sorunlarına rağmen Çin’in hızla büyüyen ekonomisini sürdürülebilmek için yeni enerji kaynaklarına erişme ihtiyacı bulunmaktadır. Bu yüzden sürekli olarak, talep tarafında bir baskı oluşturmaktadır. Çin’in gelecekteki artan enerji taleplerini karşılayabilmek için oluşturmaya çalıştığı enerji politikasında yenilenebilir enerji kaynakları, kaya gazı teknolojisi ve jeopolitik bir yaklaşımla uyguladığı Ortadoğu enerji politikası önemli sütunları meydana getirmektedir. ÇİN’İN YENİLENEBİLİR ENERJİ POLİTİKALARIÇin, temel enerji politikası gereği, hızla artmakta olan elektrik enerjisi talebini karşılamak için enerji kaynağı olarak yoğun bir şekilde kömür kullanma yolunu tercih etmiştir. Çin’de üretilen elektriğin yaklaşık 2/3’ü kömürün kullanıldığı termik enerji santralleriyle karşılanmaktadır. Çin’in enerji politikasında yapmış olduğu bu tercih nedeniyle yaymakta olduğu CO2 ve sülfürdioksit (SO2) emisyonu da artmaktadır. Çin’de ülke yüzölçümünün 1/3’ü asit yağmurlarına maruz kalmaktadır. Asit yağmurlarıyla yüksek şehirleşme oranı birleşince, kullanılabilir tarım arazilerinin oranı hızla düşmeye başlamıştır. Ayrıca Çin nüfusunun 1/3’ü aşırı kirli havaya maruz kalmakta ve bu grupta üst solunum yolu hastalıkları ve kardiyovasküler hastalıkların oranları hızla artmaktadır. Çin’de, kömürle çalışan termik santrallerin vermiş olduğu ve gelecekte verebilecek olduğu potansiyel zararları ve tehlikeleri önleyebilmek için 2005 yılında orta ve uzun vadeli uygulamaları içeren stratejik enerji planı oluşturulmuştur. Enerji verimliliği en önemli problemlerden birisidir. Bu kapsamda termik enerji santralleri, AB ve ABD’ye göre %20, çelik sanayi %22 ve çimento sanayi %45 daha verimsiz olarak çalışmaktadır. 2005 yılında hazırlanan stratejik enerji planına göre, 2020 yılına kadar sanayide enerji verimliliği artırılarak 3 milyon ton kömüre yakın bir tasarruf sağlanması hedeflenmiştir. Ayrıca yine bu plan kapsamında hidroelektrik enerji ve rüzgar enerjisi projeleri için bir strateji geliştirilmiştir. Ocak 2006’da yürürlüğe giren “Yenilenebilir Enerji Yasası” ve 2007’de hazırlanan “Orta ve Uzun Vadeli Yenilenebilir Enerji Kalkınma Planı”, Çin’in yenilenebilir enerji endüstrisi gelişimi için çok önemli adımlar olmuştur. Söz konusu yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşması için çeşitli finansal destek mekanizmaları uygulanmaya başlanmıştır. 2020 yılında Çin’de ki toplam elektrik enerjisi ihtiyacının %15 ile %20 arasındaki bölümünün yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşılanması hedeflenmekte ve bu alanda yaklaşık 200 milyar $’lık yatırım yapılacağı öngörülmektedir. Çin’de 2008’de, 586 milyar $ tutarında iklim değişikliğiyle mücadele paketi açıklanmıştır. Çin 2020’ye kadar, enerji yoğunluğunu %20 ile %30 arasındaki bir oranda azaltmayı ayrıca yine 2020’ye kadar, CO2 yoğunluğunu %40 oranında azaltmayı hedeflemektedir. 2002 ile 2005 yılları arasındaki SO2 ve CO2 emisyonlarının kaynakları incelendiğinde karşımıza %50 oranında ihracat ürünlerinin üretimi, %35 oranında ihracat ürünlerinin üretimi için yapılan yatırımlar, %15 oranında da Çin hane halkı ve kamu hizmetleri olarak çıkmaktadır. Buna göre Çin’de ki SO2 ve CO2 emisyonlarının temel nedeni ihracat için kurgulamış olduğu üretim süreçleridir diyebiliriz. Çin enerji politikalarında stratejik değişiklikler yaparak, 2020’ye gelindiğinde dünyadaki önemli yenilenebilir enerji pazarlarından birisi olmayı hedeflemektedir. Kendi rüzgar enerjisi ve fotovoltaik (PV) teknolojisini geliştirmiş durumdadır. Çin 2020’de, fotovoltaik kurulu gücünü 20.000 MW’ta yükseltmeyi hedeflemektedir. Ayrıca Çin’in Gansu Eyaleti’nde 20 milyar $’lık bütçeyle dünyanın en büyük rüzgar enerjisi santrali inşa edilmektedir. Bu santralinde 2020’ye kadar tamamlanması ve toplam santral kurulu gücünün 20.000 MW olması öngörülmektedir. Dünyadaki rüzgar türbini üreticisi ilk on şirketin dördü Çin şirketleridir. Ayrıca 2013 yılı itibariyle Çin’in küresel kurulu rüzgar gücü içinde ki payı %26’dır. Diğer bir ifadeyle dünyada ki her dört rüzgar türbininden bir tanesi Çin’de bulunmaktadır. Çin’de; eski iletim hatları, teknolojik yetersizlikler, rüzgar enerji santral (RES) yatırımlarının bulunduğu bölgelerdeki baz güç santrallerindeki yetersizliklerden ötürü, kurulu bulunan RES’lerin yaklaşık %25’i elektrik şebekesine bağlanamamıştır. RES planlamasındaki problemler nedeniyle bazı bölgelerde geniş çaplı elektrik kesintileri de yaşanmaktadır. Çinli rüzgar türbin üreticileri miktar bazında küresel rüzgar türbin üretiminin %40’nı gerçekleştirmektedirler. Ancak küresel ve yerel piyasalardaki talep daralması Çinli rüzgar türbini üreticilerinde kapasite fazlası yaratmış durumdadır.Çin’deki güneş enerjisi endüstrisinin üretici şirketler kapsamındaki büyüklüğü 30 milyar dolar civarındadır. Dünyanın en büyük 10 güneş paneli üreticisinden 9’u Çin şirketleridir. 2012 yılsonu itibariyle üretim kapasite fazlası bu sektörün en önemli sorunlarının başında yer almaktadır. Çin’de PV üretim alanındaki kapasite fazlası küresel PV panel fiyatlarında yaklaşık %50 düşüşe neden olmuştur. Söz konusu fiyatların düşmesine Avrupa ve ABD’de bulunan PV üreticilerinin maliyet düşüşleri eşlik etmediği için Avrupa ve ABD’deki PV panel üreticileri finansal olarak oldukça kötü bir durumdadır. Hatta ABD’de Çin’den yapılacak PV panel ithalatına ek vergiler getirmiş bu yeni vergilerin sonucunda Çin’den yapılacak ihracat maliyetleri %36 artış göstermiştir. Çin’in güneş enerji pazarındaki temel stratejisi, panel üretiminin Çin’de yapılmasıdır ki, Çin’de sadece 2010 yılında devlet tarafından PV panel üretimi için 30 milyar dolar destek verilmiştir. Stratejinin bir diğer parçası, üretilmiş olan PV panellerin satışının da Avrupa ülkelerine yapılmasıdır. Bu dönemde Çin’deki yerel güneş enerjisi pazarı yeterince gelişmediği için AB’deki borç krizi öncesi Çinli PV panel üreticileri devlet teşviklerinin PV panel talebini artırdığı Avrupa ülkelerine ihracata yönelmiş durumdaydılar. AB’deki borç krizinin etkisiyle Avrupa PV panellerle elektrik üretimine olan devlet teşvikindeki düşüş AB güneş enerji pazarını olumsuz etkilemiştir. Ayrıca ABD’de de Çin’de üretilen PV paneller konusunda çeşitli ticari soruşturmaların başlatılması, Çinli PV üreticileri için kısmi engeller oluşmasına neden olmuştur. AB ve ABD güneş enerji pazarındaki kayıpları karşılayabilmek için Çinli PV panel üreticileri kendilerine yeni pazarlar aramaya başlamışlardır. Çin’de güneş ve rüzgar enerjisi pazarındaki süreçler tam ters olarak işlemiştir. Rüzgar enerjisinde Çin kendi teknolojisini ürettikten sonra öncelikle Çin rüzgar enerji pazarına odaklanılmış 2012 ve sonrasında rüzgar enerjisi yatırımları için Çin dışı pazarlar araştırılmaya başlanmıştır. Güneş enerjisindeyse Çin öncelikle Çin dışı pazarlara odaklanmış sonrasında küresel finans eğilimi ve oluşturulan gümrük engelleri sonucu kendi ulusal pazarına dönüş yapmıştır. Çin, CO2 emisyonunu düşürebilmek için enerji verimliliği alanında da çeşitli çalışmalar yapmaktadır. 2008 yılında Çin’deki bütün evlere enerji tasarruflu ampullerin piyasanın 1/10 fiyatına satılabilmesi için bu konuyla ilgili teşvik uygulamaları yapılmıştır. 2009’da 62 milyon adet enerji tasarruflu ampul satılmıştır. Bu rakam bugün 120 milyon civarındadır. Bu ampullerin 15-20 milyon tanesi sadece Pekin’de satılmıştır. Ayrıca Temmuz 2011 itibariyle Çin’de endüstriyel motorlar içinde verimlilik koşulları tanımlanmış durumdadır. ÇİN’İN KAYA GAZI POTANSİYELİGünümüzde Çin’in enerji tüketiminde doğal gazın oranı %4 civarındadır. Çin 2015 yılına kadar bu oranı %8’e çıkarmayı düşünmektedir. Çin’de yapılan bazı sondaj sonuçlarına göre Çin’in de büyük bir kaya gazı potansiyeline sahip olduğu öngörülmektedir. Çin’de kaya gazı üretimi konusunda zorlu coğrafi koşullar bulunmaktadır. ABD’de hidrolik kırılma işleminde kullanılan yaklaşık 200 bin yatay kuyu sondaj çalışması yapılırken, bu rakam Çin’de 60’dır. Buna karşın ABD için öngörülen kaya gazı rezervinin 12 trilyon m3, Çin için ise, 25 trilyon m3 olduğu öngörülmektedir. Ancak Çin’de yeterli sayıda sondaj çalışması olmadığı için bu rakam çok sağlıklı olmayabilir.ABD kaya gazı devrimi, başta Teksas, Kuzey Dakota ve Pensilvanya olmak üzere diğer erişilebilir bölgelerin düz arazilerinde başlamıştır. Çin’in dağlık “Siçuan Havazası’ndaki” coğrafi oluşumlar daha faylı ve kıvrımlı gözükmektedir. Bu durum yatay kuyu sondajını daha zor ve maliyetli hale getirmektedir. Çinlilerin uzaktaki sahalara kamyonları ve ekipmanı taşımaları için dağ çevrelerinde yeni yollar inşa etmeleri gerekmektedir. Bu durum maliyetleri artırdığı için Çin’deki kaya gazı kuyularına yapılan yatırımların geri ödeme sürelerini uzatacaktır. Kaya gazı çalışmalarında dünyanın bir bölgesinde işe yarayan bir yöntem diğer bir bölgede sonuçsuz kalabilmektedir. Çin’in devlet kontrolündeki petrol- doğal gaz sektörünün esnek olmayan yapısı da kaya gazı gelişimini önleyebilecek bir diğer faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. ABD’de kaya gazıyla ilgili çalışmaları başlatan ilk şirketler daha çok esnekliğe sahip küçük şirketlerken, sonrasında kaya gazı sektöründe büyük şirketler daha fazla rol oynamaya başlamıştır. Çin’de kaya gazı üretimi konusundaki bu güçlüklere rağmen 2020 yılına kadar önemli bir kaya gazı üretiminin olabileceği öngörülmektedir. Bu bağlamda Çin 2015’e kadar 6,5 milyar metreküp kaya gazı üretmeyi planlamaktadır. Ayrıca 2020’ye gelindiğinde bu değerin Çin’de 60-100 milyar metreküp olması öngörülmektedir. ABD 2012 yılında 230 milyar m3 kaya gazı üretmiş durumdadır. Çin’in, 3 katı fazla olan üretim maliyetleri nedeniyle kısa süre içinde ABD’deki gibi bir kaya gazı devrimi yaşaması pek mümkün gözükmemektedir. Çin’in sorunları arasında, ABD’ye göre 5 kat fazla olan nüfusu, ABD’ye oranla beşte bir oranında daha az su kullanılabilirliği, tam olarak gelişmemiş petrol hizmetleri endüstrisi ve boru hattı altyapısındaki eksiklikler bulunmaktadır. Kaya gazı sektöründeki bu yavaş gelişimin sonuçları ABD’yi avantajlı bir duruma taşımıştır. Avrupa da yaşanmakta olan finansal krizden dolayı ihracat gelirlerinde düşüş yaşayan Çin ekonomisi için ABD’nin artan kaya gazı üretimine paralel olarak üretim merkezlerinin ABD’ye kayması sarsıcı etkilere sebep olabilir. İhracat gelirlerinin azalma eğilimine girmesiyle Çin ekonomi yönetimi, ülke içi talebi artırma ve ulusal tasarrufları tüketim olarak ekonomiye kazandırmak için çalışmalar yapmaktadır. Bu noktada Çin gibi enerji talebi yüksek bir ülke içinde ucuz enerji, stratejik bir parametre olmaktadır. Çin’in ulusal enerji kaynakları analiz edildiğinde sahip olduğu kömür kaynakları dışında “ucuz enerji kaynağı” olarak ifade edilen bir kaynak bulunmamaktadır. Ancak Çin’de yoğun kömür kullanımından dolayı ortaya çıkan zararlı emisyonlar halk sağlığını ciddi ölçüde etkilemekte hatta oluşan sağlık giderleri ülkenin makroekonomik dengelerini etkileyebilecek boyutlara ulaşmış durumdadır. Bu sebeple Çin, ülkesinde bulunan kaya gazı rezervlerine karşı kayıtsız kalmamaktadır. ÇİN’İN ORTADOĞU ENERJİ POLİTİKALARIÇin’in petrol talebi her geçen gün artış göstermektedir. Bu artışın en önemli sebepleri lojistik sektörünün büyümesi ve her yıl yoksul sınıftan orta sınıfa katılan insan sayısındaki artıştır. Şu an için Çin’de her bin kişiye 30 araç düşmektedir. Bu rakam İngiltere için 500 ve ABD için 700’dür. Çin ekonomik olarak geliştikçe Çin’de bu değer artacaktır ki bu durumda petrol talebinde önemli artışların yaşanacağının göstergelerinden kabul edilebilir.Çin’in ülke dışı petrol kaynaklarına bağımlılık oranı %50-60 arasındadır. 2012’de Çin’in petrol ithalatının %53’ü Ortadoğu’dan gerçekleşmiştir. ABD’nin petrol açısından Ortadoğu bölgesine bağımlılığı %25’tir ve Kuzey Amerika’da gerçekleştirilen kum petrolü üretimiyle bu oran hızla düşmektedir. Bu karşın Çin’in Ortadoğu bölgesindeki petrol kaynaklarına bağımlılığı da hızla artmaktadır. Çin, Ortadoğu’dan gerçekleştirmiş olduğu petrol ithalatını ağırlıklı olarak Suudi Arabistan ve İran’dan sağlamaktadır. Günümüzde Çin, Suudi Arabistan’ın en önemli müşterilerinden birisi konumundadır. Diğer taraftan Batı ülkelerinin ambargosu altında bulunan İran’ın da en çok petrol satışı gerçekleştirdiği ülkedir. Bu sebeple Çin, İran’ın nükleer aktivitelerini destekler bir pozisyonda bulunmaktadır. Ayrıca Çin, İran’dan yapmış olduğu petrol ithalatının karşılığını ambargo nedeniyle para olarak ödeme imkanı bulunmamasından dolayı, hizmet ve yatırım olarak karşılamaktadır. Çin, İran ve Suudi Arabistan’ın dışında Ortadoğu’da Irak’ta da aktif bir oyuncu konumundadır. Çin’in Irak’ın petrol alt yapısına yönelik yatırımları hızla artmaktadır. Çin günümüzde Irak’taki petrol üretiminin yaklaşık %50’sini gerçekleştirmektedir. Mevcut paradigmada Batılı şirketler Mısır’dan çıkarken Çin’in yapmış olduğu bu hamle Çin’in Ortadoğu’da oluşturmaya çalıştığı yeni enerji politikalarının önemli göstergelerinden birisidir. Çin, Ortadoğu’ya olan yüksek oranlı petrol bağımlılığı sebebiyle bölge ülkelerinde başta inşaat, telekomünikasyon, altyapı ve madencilik yatırımlarını artırarak daha etkin bir güç olmaya çalışmaktadır. Çin şirketleri, Suudi Arabistan’da Mekke raylı sistemini yapmış ayrıca Suudi Arabistan’ın en büyük alüminyum fabrikasını kurmuşlardır. 2002-2012 döneminde Çin ve Arap ülkeleri arasındaki toplam ticaret hacmi 12 kat artmıştır. Günümüze bu değer yaklaşık 120 milyar dolara ulaşmıştır. Çin ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki ticarette dolar ve avro yerine Çin para birimi olan Yuan kullanılmaktadır. Ayrıca Çin bankaları bölgede şubeler açmışlardır. Bu iki parametre, Çin ve Ortadoğu ülkeleri arasındaki ticaretin artmasında önemli etken olmuştur. Ortadoğu’dan artan miktarlarda petrol ithal eden, ihracat malları için bölgede kendine daha büyük pazar payları arayan Çin, ekonomik açıdan Ortadoğu’ya daha fazla bağımlı hale gelmektedir. Bu sebeple siyasi dengelerin çok hızlı değiştiği bir bölge olan Ortadoğu’da, gelecekte Çin’in sadece bir ekonomik oyuncu olarak kalması pek mümkün gözükmekte olup, orta vadede, siyasi alanda da etkin bir oyuncuya dönüşümü olasılık dahilinde değerlendirilmektedir. Çin’in Ortadoğu enerji politikalarında İran özel bir konuma sahiptir. Çin ve İran arasındaki ilk diplomatik bağlar, 1970’li yıllara dayanmaktadır. Günümüzde de İran ve Çin arasında güçlü siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkiler bulunmaktadır. İran, Ortadoğu’da yer alan toprak büyüklüğüne göre ikinci en büyük ülke konumunda olup, 78 milyon nüfusa sahiptir. Çin’in petrol güvenliği stratejine göre; istikrarlı petrol tedarikinin mantılıklı fiyat aralığında tutulması ve farklı kaynaklardan sağlanması gerekmektedir. Yakın gelecekte İran, Çin’in stratejik petrol tedarikçilerinden biri haline gelebilecek potansiyele sahiptir. İran, stratejik olarak Hazar Denizi ile Körfez ülkeleri arasında yer almaktadır. Ayrıca İran, dünyanın en büyük ikinci doğal gaz rezervine ve dördüncü en büyük petrol rezervine sahiptir. Bu özellikleriyle İran, Çin açısından stratejik bir ortak ve ABD’ye karşı bir dayanak noktası işlevi görmektedir. Çin, ABD’nin Ortadoğu’daki gücüne karşı koymak konusunda İran’ı potansiyel bir ortak olarak görmektedir. İran, stratejik açıdan olduğu kadar ekonomik açıdan da önemlidir. Bugün Çin-İran arasındaki ekonomik ilişkiler oldukça güçlüdür. IMF verilerine göre, 1990-2012 yılları arasında İran ve Çin arasındaki ikili ticaret 335 milyon dolar düzeyinden 37 milyar dolara yükselmiştir. Çin İran’ın en büyük petrol ithalat ortaklarından birisidir. İran’ın Çin’e olan ekonomik bağlılığı sadece enerji sektörüyle sınırlı değildir. 1990’ların ortalarından itibaren Çin, İran’da köprüler, barajlar, demir yolları ve tüneller inşa etmektedir. Çin’in İran’la olan ikili ticareti 37 milyar dolar civarındayken, Çin’in körfez işbirliği ülkeleriyle ekonomik ilişkisi, ikili ticaret alanında 155 milyar dolar civarındadır. Bunun 74 milyar doları sadece Suudi Arabistan’a aittir. Ayrıca Çin’in petrol ithalatının %30’luk bölümü körfez işbirliği ülkelerinden sağlanmıştır. Çin İran’la ilişkilerini geliştirirken körfez işbirliği ülkeleriyle de dengeleri korumaya çalışmaktadır. Diğer taraftan Çin, İran ile yürüttüğü ilişkilerin ABD ile olan ilişkilerine zarar vermemesi için çaba harcamaktadır. 2011-2016 döneminde küresel ölçekte günlük petrol talebinin 92,6 milyon varile ulaşması beklenmektedir. IEA verilerine göre Çin’in petrol talebi son 20 yılda 3 kat artış göstermiştir. 1993’de günlük petrol talebi 2,9 milyon varilken 2012’de bu değer 9,6 milyon varile yükselmiştir. Bu değerin 3 milyon varili ithalat ile karşılanmaktadır. Bu verilere göre günlük olarak küresel ölçekteki petrol talebinin %10’u Çin’den gelmektedir. İran’ın gelecekteki petrol/gaz endüstrisi incelendiğinde karşımıza çıkan tablo şöyledir. Yatırım ve teknoloji eksikliğinden ötürü İran 2005’den beri OPEC kotasını dolduramamaktadır. Yakın gelecekte İran’a uygulanan ekonomik tecrit kaldırılsa bile İran petrol/gaz endüstrisinin üretim kapasitesini çok hızlı artırabileceği düşünülmemektedir. SONUÇÇin ekonomisi dünyadaki ilk üç ekonomi arasında yer almaktadır. Çin’in 172 ülkede direkt yatırımı ve 2-3 trilyon dolar aralığında döviz ve altın rezervi bulunmaktadır. Çin orta vadede, üretici ekonomi politikasını bırakıp, yönetici ekonomi olmayı hedeflemektedir. Ekonominin hızla gelişmesine paralel olarak Çin’in enerji ihtiyacı hızla artmaktadır. Çin petrol talebinin yaklaşık yarısını ithalat yoluyla karşılamak zorundadır. Petrol ithalatının %50’den fazlasını Ortadoğu’dan sağlamaktadır. Artan enerji ve Ortadoğu bağımlılığını azaltmak için Çin, kaynak ülkeleri çeşitlendirmeye çalışmakta, bu kapsamda Orta Asya, Afrika ve Latin Amerika’da çeşitli ülkelerle anlaşmalar yapmaktadır. Çin’in yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da enerji yatırımları artmaktadır. Orta Asya ile petrol boru hatları bağlantıları gerçekleştirerek, bu hatlara İran’ı da dâhil ederek Hürmüz ve Malakka Boğazları’ndan geçmek zorunda olan deniz ulaşım yollarının hassasiyetini asgariye indirmeye çalışmaktadır. Ayrıca deniz aşırı menfaatlerini ve deniz ticaret yollarının emniyetini sağlamak için deniz kuvvetlerini yeniden yapılandırmaktadır. Çin dünyadaki keşfedilmiş kömür rezervlerinin %13’ne sahiptir. Çin enerjisinin yüzde 70’ini kömürden sağlamaktadır. Çin’in enerji tüketiminin yaklaşık %70’lik bölümü endüstriyel tüketim kaynaklıdır. Çin bütün dünyadaki kömürün % 30’dan fazlasını, demirin % 37’sini, çimentonun %55’ten fazlasını tüketmektedir. Çin halkının refah seviyesinin daha da yükselmesiyle başlayacak enerji talebindeki artışın, ülkeyi krize sürüklemesi muhtemeldir. Konutlar ve motorlu araçlar için gerekli enerji ihtiyacının logaritmik olarak artması sonucu, önemli enerji arz şoklarının olması olasılıklar dahilinde görülmektedir. Çin’in elektrik üretimindeki ana enerji santralleri kömürle çalışan termik santrallerdir. Pekin ve Şangay gibi Çin’deki mega kentlerin enerji talepleri de kömürle çalışan termik santrallerden karşılanmaktadır. Çin’in elektrik talebinin 4/5’ni kömürle çalışan termik santraller karşılamaktadır. Çin’de nüfusun yaklaşık yarısı Çin’in kuzeyinde yaşamaktadır. Ayrıca Çin’de bulunan kömür rezervlerinin de büyük bir bölümü ve su kaynaklarının çok küçük bir bölümü ülkenin kuzeyinde yer almaktadır. Ancak ülkenin zengin su kaynakları nüfusun daha seyrek olduğu Çin’in güneyinde yer almaktadır. Çin’in yoğun kömür kullanım politikası yüzünden zaten sınırlı olan Çin’in kuzeyindeki su kaynakları büyük bir hızla tükenmekte ve kirlenmektedir. Bu durum Çin’de çok ciddi içme ve kullanma suyu sıkıntısına neden olmaktadır. Çin’de yıllık ölçekte kişi başına düşen su miktarı 730 metreküptür ki bu değer BM’nin su yoksulluğu sınırı olarak kabul ettiği 700 metreküpe oldukça yakındır. Bu durum Çin’i su yoksulluğuna aday bir ülke haline getirmektedir. Su sorunu Çin’de çok ciddi sosyo-ekonomik problemlerin kaynağını oluşturmaktadır. Su kıtlığı yüzünden tarım arazileri hızla azalmakta ve Çin’in kuzeyinde yaşayan nüfus Çin’in güneyine göç etmektedir. Bu şekildeki olası bir göç dalgası Çin’in toplumsal dinamiklerini olumsuz olarak etkileyebilecek güce sahiptir. Çin yönetimi ülkenin kuzeyinde yaşanan su kıtlığını aşabilmek için güneydeki su kaynaklarının bir bölümünü kuzeye transfer etmenin yollarını araştırmakta yeni alt yapı planları oluşturmaktadır. Bu amaçla Çin’in, 2020 yılına kadar su alt yapısı için yaklaşık 650 milyar dolar harcama yapması öngörülmektedir. Çin’de kömür üretimi sırasında büyük miktarda su kullanılmaktadır. Diğer taraftan da endüstriyel üretimde Çin batılı gelişmiş ülkelere göre 4-10 kat arasında daha fazla su kullanmaktadır. Batı ülkelerinde endüstriyel işlemlerde kullanılan suyun geri dönüşüm oranı %75-85 arasındayken Çin’de bu değer %40 civarındadır. Çin doğal kaynaklar üzerinde yaratmış olduğu bu baskıyı kısmen önleyebilmek için son yıllarda sürdürülebilirlik konusunda bazı projeler başlatmıştır. 2006 yılındaki Çin’in on birinci beş yıllık kalkınma planında ülkenin sürdürülebilirliğe karşı yaklaşımında paradigma değişikliğine gidildiği görülmektedir. 2006 sonrası Çin’de daha çevreci çözümler ve yatırımlar üzerine çalışılmaya başlanmıştır. Bu çabalardan en önemlisi Çin’in 2006-2012 yılları arasında rüzgar enerjisi alanında yapmış olduğu hamlelerdir. 2013 itibariyle küresel ölçekteki en büyük rüzgar enerjisi pazarı Çin’de bulunmaktadır. Çin hükümeti 2020’ye kadar kurulu rüzgar kapasitesini 150 GW’ta yükseltmeyi hedeflemektedir. Artan nüfus yoğunluğu ve sanayi üretimiyle birlikte Çin’in elektrik enerjisi ihtiyacı da gittikçe artmaktadır. Önümüzdeki dönemde Çin, enerji arz güvenliğini sağlayabilmek için yenilenebilir enerji yatırımlarının yanı sıra nükleer güç santrali yatırımlarına yönelmiş durumdadır. 2020 yılına kadar 60.000 MW ve 2030 yılına kadar ise 200.000 MW gücünde nükleer santrali işletmeye almayı planlamaktadır. Çin’in nükleer enerjiyle ilgili gelecek projeksiyonunda 1.000 MW’lık nükleer güçle yaklaşık 800.000 haneye elektrik enerjisi sağlanabileceği kabulüne göre yapılmıştır. Ekonomisi gittikçe büyüyen ve her geçen gün orta sınıfa katılan insan sayısı artan Çin’de otomobil sayısı da gün geçtikçe artmakta ve buna bağlı olarak ulaşım sektörüne dayalı petrol tüketiminde önemli artış görülmektedir. Çin’in ekonomik büyümesi ve artan orta sınıfı, dünya petrol pazarının dinamiklerini orta vadede önemli ölçekte etkileyecektir. Çin dünyadaki keşfedilmiş petrol rezervlerinin %2,6’sına ve doğal gaz rezervlerinin %0,8’ne sahipken, dünyada petrol tüketiminde %7’lik bir paya sahiptir. Ayrıca Çin gelişen endüstrileşme düzeyiyle dünya petrol pazarındaki en yüksek talep gelişim eğrisine sahiptir. 1993-2003 yılları arasındaki günlük petrol tüketim değeri iki kat artmış durumundadır ve bu artış devam etmektedir. 1993’e kadar Çin petrol ihracatı yapan bir ülke konumundayken, şimdi günlük yaklaşık 8 milyon varillik petrol ithalatı gerçekleştirmektedir. 1959 yılında Daqing petrol rezervleri keşfedildiğinde Çin’in o dönemki düşük endüstrileşme düzeyi dikkate alınarak, gelecekte Suudi Arabistan düzeyinde bir petrol üreticisi olacağı gözüyle bakılıyordu. Ancak Çin’in endüstrileşme düzeyinin çok yüksek hızla artması sonucu 2003 yılında yüksek petrol ithalatı nedeniyle Çin dış ticaret açığı vermiştir. Çin’in hızla büyüyen ekonomisini sürdürülebilmek için yeni enerji kaynaklarına erişme ihtiyacı bulunmaktadır. Bu yüzden sürekli olarak talep tarafında bir baskı oluşturmaktadır. Çin mevcut petrol talebini karşılamak için Ortadoğu bölgesindeki ülkelerle temas halindedir. Ancak Ortadoğu bölgesindeki ülkeler, başta ABD ve Avrupa Birliği ülkelerine de petrol tedarik ettiklerinden, bu konuda Çin açısından bir dar boğaz bulunmaktadır. Ortadoğu ülkelerinin yanı sıra Çin petrol ithalatının %25’ni Cezayir, Angola, Çad ve Sudan kanalıyla Afrika’dan karşılamaktadır. Ayrıca Gabon ve Nijerya gibi ülkelerdeki enerji yatırımlarını da hızla artırmaktadır. İran’a uygulanan yaptırımlar ve tecrit politikaları sonucu, Çin’in İran’ın petrol ihracatındaki payı 2000 yılında %5 iken 2011 yılında %25’e yükselmiştir. Bu durum karşısında Çin “faydacı” bir ülke olduğu, İran’ın ekonomik olarak tecrit edilmiş halini kullanmaya çalıştığı da söylenebilir. 2013 yılının son günlerinde İran ve ABD arasında İran’ın nükleer enerji çalışmaları konusundaki uzlaşının İran üzerindeki yaptırımları azaltması halinde İran ve Çin arasındaki petrol/gaz temelli politikalarda değişim yaşanabilir. Çin’de ithal petrol, toplam tüketimin yaklaşık %50’si civarındadır. Bu oran Japonya’da %97,8 iken, Kore petrolün tamamını ithal etmektedir. Bir diğer rakip de tüketimin %60’ını ithal petrolle karşılayan Hindistan’dır. Çin’in petrol rezervi ve petrol talebi arasındaki dengesizlikle birlikte bölge ülkelerinin petrol bağımlılığı dikkate alındığında, gelecekteki enerji çekişmelerinin artması olasıdır. Doğu Çin Denizi’nde yüz milyar varil olduğu düşünülen petrol rezervi için Japonya, Kore, Çin ve Tayvan arasında ciddi bir rekabet bulunmaktadır. Bu durum bölgede jeopolitik gerginliklere neden olabilir. Çin, 2011-2015 yıllarını kapsayan kalkınma planında her türlü büyümenin iyi olmadığı kavramının farkına varmıştır. Çin ekonomisi 2010 yılında %10,3 oranında büyüme göstermiştir. Ancak bu hızdaki büyüme doğal kaynaklar üzerinde onarılması güç tahribatlar bırakmaktadır. Ayrıca bu büyümenin çok az refah yaratan sektörlerde olduğu görülmektedir. Çin’de %7 civarındaki büyüme oranları doğal kaynakların sürdürülebilirliği açısından olumlu kabul edilirken, yoksul sınıftan orta sınıfa daha çok sayıda insanın katılabilmesi için gerekli olan büyüme hızı da %9-10 civarlarında olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu durum ekonomik bir paradoks olarak da yorumlanabilir. Dünyadaki ekonomik eğilim veya çevre politikasıyla ilgili tercihlerden dolayı Çin’in büyüme hızının %6-7 civarında gerçekleşmesi Çin’in iç güvenliği açısından risk oluşturan toplumdaki sosyal patlama olasılığını körükleyebilir. KAYNAKÇAAtlı, A. (2013). “ Ortadoğu’nun Yeni Aktörü Çin”, Analist, 32, 52-53.Bloomberg News. (25 Ağustos-31 Ağustos 2013). “Çin’in Dinmek Bilmeyen Kömür İştahı”, Bloomberg Businessweek, 14-15.Brown, M. (6-12 Mayıs 2012). “Çatlatma Yöntemi Denizaşırı Ülkelerde Güme Gitti”, Bloomberg Businessweek, 18.Einham, B. (18 Mart-24 Mart 2012). “Çin’in Güneş Piyasasını Alevlendirmek”, Bloomberg Businessweek, 50-52.Feuerberg, G ve Tamimi, N.E. (2013). “Çin Neden Hala İran ile İlgileniyor”, Turquie Diplomatique, 52, s.4-5.Larson, C. (28 Nisan-4 Mayıs 2013). “Çin’de Kaya Gazının Vaat ettikleri ve Tehlikeleri”, Bloomberg Businessweek, 12-14.Sevim, C. (2012). “Küresel Enerji Politikaları ve Yeni Enerji Düzeni”, Türkiye 12. Enerji Kongresi, Ankara, Türkiye, 14-16 Kasım 2012.Sevim, C. (2013a). Küresel Enerji Stratejileri ve Jeopolitik, (Gözden Geçirilmiş 2. Baskı). Seçkin Yayıncılık, Ankara.Sevim, C. (2013b). “Enerji Politikalarındaki Yeni Dinamikler ve Yenilenebilir Enerji Politikaları”, 3. Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi, Güç ve Enerji Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 169-180.Sevim, C. (2014). “Kaya (Şeyl) Gazının Uluslararası Enerji Politikalarına Etkileri”, Ege Stratejik Araştırmalar Dergisi, (Ocak 2014 sayısında yayınlanmak üzere 06.02.2014 tarih ve 83868618-06 sayılı yazı ile kabul edilmiştir) Dr. Cenk Sevim-Enerji Uzmanı Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Üyesi
porno izlegaziantep escort bayanbrazzers