FRANSA’NIN OSCAR ADAYI, MUSTANG

13/10/2016


Resmi dili İngilizce olmayan her ülke, her yıl o yıl içinde çekilen filmlerden birini seçerek Oscar ödülleri olarak da bilinen Akademi Ödüllerini seçen komisyona gönderir. Ve bunlardan biri o yılın Yabancı Dilde En İyi Film ödülüne layık görülür. Bu yıl aday elemelerinden son beşe kalan filmler arasında Fransa’nın da Oscar adayı Mustang var. Mustang’i bu yazının konusu yapan şeyse, Türk-Fransız bir yönetmen tarafından tamamen Türk oyuncularla, tamamen Türkiye’de çekilmiş olması.

Film Sonay, Semra, Ece, Nur ve Lale adlı 5 kız kardeşin İnegöl’de babaannelerinin yanında kalırken, kısa bir süre içinde hayatlarının değişimini anlatıyor. Anne ve babalarını küçükken kaybetmiş olan bu 5 genç kız, torunlarını seven ama çevre baskısına karşı koymayı aklından bile geçirmeyen babaanneleri, aşırı baskıcı amcaları ve fazlasıyla tutucu olan çevre halkı tarafından baskılanıyor ve evlenmeye zorlanıyor. Ancak son derece başlarına buyruk olan ve gençliğin verdiği ateşle de özgürlüklerinin peşinde olan kızkardeşler için bu durumu kabullenmek çok da kolay olmuyor.

Zaten az kişiden oluşan oyuncu kadrosunun oldukça başarılı olduğuna şüphe yok. Güneş Şensoy, Doğa Doğuşlu ,Elit İşcan, Tuğba Sunguroğlu, İlayda Akdoğan genç yaşlarına rağmen rollerinin hakkını veriyor. Hayat dolu başlayan ve trajediye evrilen yaşamlarını izlerken inandırıcılıklarından bir an bile sapmıyorlar. Yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in oyuncu yönetiminde başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz herhalde.

Teknik konular söz konusu olduğunda herkes filmin en azından standart üstü olduğunu kabul ediyor. Ancak görüşler arasındaki birlik buraya kadar. Eleştriler tabiri caizse iki zıt kutupta toplanıyor. Özellikle Fransa’da ve Avrupa’nın geri kalanında filmi izleyenler filmi övgü yağmuruna tutarken, Türkiye’de izleyip de beğenenler o kadar az ki. Görüşlerin birbirinden bu kadar farklı olmasınınsa bir sebebi olmalı elbette. Acaba bunun sebebi Türkiye’de geçen bir filmin Fransa adına Dünyanın en prestijli ödülünü almak üzere olması mı? Ama eğer öyle olsaydı 2004 yılındaki Duvara Karşı örneğini tamamen görmezden gelmemiz gerekirdi. Aldığı ödüllerin tamamını Almanya adına alan yapım Türkiye tarafından da gayet sahiplenilmişti. Hem de filmin büyük çoğunluğu Hamburg’da geçmesine rağmen. Bu durumda Mustang’de, Türkiye’de yaşayan izleyicileri ikna edemeyen bir şey var demek ki.

Filmi izleyince bunun ne olduğunu anlamak çok da zor değil: Oyunculuklardaki inandırıcılığa rağmen başroldeki beş kız kardeş yaşadıkları çevreye ait değil. Avrupalı izleyiciler kızlarla kolayca bağ kurabilir belki. Başına buyruk , özgür, genç ve güzel beş kardeş ve çarpışma yaşadıkları tutucu toplum yapısı. Ama o toplumu da az çok tanıyan insanlar kızları, içinde yaşadıkları çevreden tamamen soyutlayarak ele alamıyor elbette. Yani bu toplumda yetişmiş beş kız nasıl oluyor da bu kadar kendilerine özgü olabiliyorlar? Bu sorular elbetteki bizim toplumumuz açısından filmin inandırıcılığını baltalıyor. Adeta tatile gelmişler ve ayaküstü evlendirilmişler gibi bir hikaye çıkıyor ortaya.
Belki de daha oryantal bir ortamda; ama tamamen batı tarzında yaşayan kızların başından geçtiği için Avrupa ve Amerika’da bu kadar ilgi çekti yapım. Çünkü batı toplumlarının doğuya olan ilgisi hepimizin malumu. Verilmek istenen mesaj ve işlenen konu itibariyle de batı toplumlarının Türkiye’yi oturtuğu kalıba da sığıyor denilebilir. Bunu takdiri izleyicinin elbette.

Sonuç olarak Oscar yolunda başarılar dilediğimiz film, yaptığı toplumsal eleştiri ve vurucu hikayesiyle izlemeye değer.


PetekŞah
 

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers