GÜMÜLCİNE 24 TEMMUZ YÜRÜYÜŞÜ VE BATI TRAKYA TÜRKLERİ'NİN HAKLI DAVASI

16/10/2016


Gümülcine'de Batı Trakya Türk azınlığının haklarını savunmak için Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi tarafından düzenlenen yürüyüş 24 Temmuz Pazar günü gerçekleşti. Düzenlenen bu önemli yürüyüşe katılmak ve Batı Trakya Türkleri’nin geçmişten günümüze karşılaştıkları sorunları yerinde öğrenmek ve gözlemleyebilmek için Gümülcine'de idim.

1924 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'na göre Batı Trakya Türkleri ile İstanbul’da bulunan Rum azınlık mübadele dışında bırakıldılar. Yüzyıllardır yaşadıkları topraklarda azınlık durumuna düşen bu değerli insanlar dil, din ve etnik değerlerini muhafaza ederek doğup büyüdükleri topraklarda hayatlarını devam ettiriyorlar.

24 Temmuz günü yapılan bu yürüyüş Türk azınlığın kendilerine Lozan Antlaşması ile tanınan hakların geri verilmesi ve uygulanması için seslerini demokratik yollardan Yunan devletine duyurmayı hedefledikleri önemli bir çaba idi. Yürüyüşün Gümülcine'de düzenlenmesine rağmen, Dedeağaç, İskeçe gibi Batı Trakya Türkleri'nin yoğunlukla bulundukları yerleşim yerlerinden ve Türkiye başta olmak üzere Bulgaristan, Makedonya, gibi çevre ülkelerden gelen Türklerde yürüyüşe katılarak desteklerini gösterdiler.

Öğleden sonra DEB Partisi önünde toplanan kalabalık ile DEP Parti başkanı, Türk milletvekilleri, seçilmiş ve atanmış müftüler gibi Türk azınlığın önde gelenleri bir araya geldi. TRT ve Yunanistan medya kuruluşları ile birçok bölgesel ve yerel TV kanalı yürüyüşe ilgi gösterdi. Sıra halinde ve düzenli bir şekilde başlayan yürüyüş Yunan polisi eşliğinde gidilen kıs bir mesafeden sonra valilik binası önünde son buldu. Valilik binası önünde yapılan konuşmalarda Türk azınlığın Lozan antlaşması ile tanınan haklarının uygulanması gibi önemli konular dile getirildi. Pazar günü yapılması nedeniyle sokaklarda pek fazla insanın yer almadığı yürüyüşte, Yunan polisi tarafından atılan biber gazına bir anlam vermek kolay olmadı.

Daha sonra yaptığım görüşmelerde anlaşıldığı üzere Yunan Polisinin milliyetçi Altın Şafak partisi mensuplarından Türkleri korumak adına biber gazı kullandığını öğrendim. Fakat etrafta Türklerin haricinde hiç kimsenin olmaması ve sözde Altın Şafak partisi mensuplarının kilometrelerce uzakta olmalarına rağmen kadın, çocuk ve yaşlıları özellikle etkileyen biber gazı kullanımı yürüyüşe katılanlara yönelik bir hareket olarak yorumlanabilir.

Yunan hükümeti tarafından Türk olarak tanınmayan Türk azınlığından Müslüman Yunanlılar olarak bahsedilmesi tirajı komik bir durum olarak devam ediyor. Öyle ki tarih ve antropoloji başta olmak üzere hiçbir sosyal bilim dalında Türk azınlığını Yunanlılarla özdeşleştirilmesi mümkün değil.

1924'ten beri Yunan devletinin sistematik ve süregelen baskıları altında kimliklerini muhafaza eden Batı Trakya Türk azınlığı, sadece tanışmak ve sohbet etmek için bile güzel bir düşünce iken aslında her gazeteci ve bilim insanının içlerinde araştırma konusu bulabileceği bir cevher olarak nitelendirilebilir.

Kendi topraklarında azınlık durumunda kalan Türkler, Lozan ve hatta daha öncesindeki Atina antlaşmaları ile tanınan haklarının büyük kısmından yoksun bırakılma ya da bu hakları zorlukla elde edebilme durumu içinde sürekli bir mücadele halindeler. Bugün, Batı Trakya Türklerinin sorunlarının başında eğitim konusu geliyor. Türk azınlığının Türkçe eğitim alma hakları direkt olarak engellenmese de dolaylı yollardan kısıtlanıyor ve kalitesizleştiriliyor. Türk okullarındaki öğretmen sıkıntısı bir hayli önemli bir seviyeye ulaşmış durumda. Belki sayıca olmasa da Yunan devletinin verimsiz ve yetersiz öğretmen yetiştirme programı neticesinde ilkokul çocukları Yunan yaşıtlarına oranla çok kalitesiz ve yetersiz eğitim alıyorlar. Çocuklarının iyi eğitim almalarını isteyen Türk aileler ise Yunan okulları ile Türk okulları arasında seçim yapmakta zorlanıyorlar. Ayrıca Yunanistan'da anaokulunun zorunlu olmasına rağmen Türkçe eğitim veren bir anaokulu bulunmuyor ve kurulmasına izin verilmiyor. Eğitim alanında yaşanan tüm bu sıkıntılar Yunan devletinin Batı Trakya Türklerine karşı bir dönüştürme hareketinin temelini oluşturduğu yönünde yorumlanabilir.

Batı Trakya'nın tamamına yayılan Türk köylerinde halkın geçim kaynağı tarıma dayanıyor. Yunanistan tütün üretiminin tamamına yakını Batı Trakya Türkleri tarafından üretiliyor. Tütün haricinde ise pamuk ve ayçiçeği diğer önemli tarım ürünleri olarak görünüyor. Yunanistan ekonomisindeki gerileme ve %50'leri bulan genç işsiz oranı Türk azınlığı üzerinde de etkisini hissettiriyor. Yunan gençleri gibi Türk gençlerde kalifiye olsun ya da olmasınlar iş bulma konusunda problemler yaşıyorlar.

Batı Trakya Türkleri Lozan Antlaşması ve daha öncesindeki Atina Antlaşmasına göre dinlerini özgürce yaşama ve dini liderlerini seçme hakkına sahipler. Dini bakımdan en yüksek temsil ve yetkiye ise müftülük makamı hakim. Batı Trakya'da müftülük Türkiye'de olduğundan daha farklı bir şekilde faaliyetlerini yürütmekte; öyle ki evlilik, boşanma, miras hukuku gibi önemli meselelerde karar alıcı yetkiye sahipler. Ne var ki müftülük makamı da Yunan devleti tarafından bir hayli aşındırılmış ve yetkileri bir bir azaltılmaya devam edilmiştir. Şu anda biri Türkler tarafından seçilmiş ve diğeri Yunan hükümeti tarafından atanmış olmak üzere 2 ayrı müftü Gümülcine'de bulunmaktadır. Türk azınlık ise resmi olarak atanan müftüden çok kendi seçtikleri müftü olan İbrahim Şerif'i tanımakta ve desteklemektedir. Yunan devleti tarafından hapis cezası ile cezalandırılan İbrahim Şerif ise kendisini seçenler adına tüm zorluklara rağmen hizmetlerine devam etmektedir.

Batı Trakya'da diğer önemli bir sorun ise Türk derneklerinin kapatılması olarak dikkat çekiyor. Adında Türk ismi geçen bütün dernekler kapatılmış durumdalar. Gümülcine Türk Gençler Birliği gibi kapatılan diğer derneklerde yine de çalışmalarına devam etmekte, Türklerin her geçen gün kaybolan hiç edilmeye çalışılan haklarını korumak ve Türk kültürünü muhafaza edebilmek için emek sarf etmektedirler.

24 Temmuz, oldukça şaibeli bir trafik kazasında ölen Dr. Sadık Ahmet'in ölüm yıldönümü olması nedeniyle önemli bir gün. Dr. Sadık Ahmet Batı Trakya Türkleri için direniş göstermiş önemli bir figür olarak saygınlığını koruyor ve her sene anılıyor.

Ne Türkiye ne de batı Trakya Türkleri birbirleri ile olan bağlarını kopartmadığı gibi kopartmaya niyetlide değiller. Türkiye için Batı Trakya Türkleri ve bu abide insanların meşru hakları her zaman için önemli olmuş ve olacaktır. Bizler batı Trakya Türklerine karşı hukuk dışı ve meşruiyetten uzak tüm uygulamaların karşısında olmalı ve Batı Trakya Türklerinin haklı davalarında yanlarında yer almalıyız. Unutulmamalı ki harita üzerinde yapılan her değişiklik üzerinde yaşayan milletin haklarını ve gerçekliğini değiştiremez. Bugün üzerinde 5 vakit ezan okunan minareler yükselen ve Türkçe konuşulan bu toprakların geçtiğimiz sınır kapıları haricinde Türkiye'den çok da farklı olmadığını unutmamalıyız.

Atanmış müftü Hafız Cemali, seçilmiş müftü İbrahim Şerif, Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkanı Koray Hasan ve Batı Trakya Türkleri ile yaptığım röportaj ve detaylı bilgileri Eylül sayımızda okuyabilirsiniz.

Mithat Kemal İman
Mithatiman@gmail.com

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers