İŞÇİ PARTİSİ VE BREXİT




Doç. Dr. Dilek YİĞİT

Birleşik Krallık’ta 8 Haziran 2017 tarihinde gerçekleştirilecek erken seçim öncesi ana muhalefet partisi olan İşçi Partisi seçim bildirgesini açıkladı. Vergilendirme, işçi hakları, sosyal haklar, göç meselesi gibi çok sayıda konuya dair Partinin amaçlarını belirten ve taahhütlerini içeren bildirgede, doğal olarak, Britanya’nın bir numaralı gündem konusu Brexit de yer alıyor.

İşçi Partisi, Brexit kararının bir referandum sonucunda alındığının altını çizerek, Partinin iktidara gelmesi halinde Brexit kararından dönmenin söz konusu olmayacağını vurguluyor. Bu vurgu özellikle Parti içi siyaset açısından önemli; zira Parti içinde Brexit konusunda bölünme yaşandığı, bazı partililerin Brexit meselesini ikinci defa referanduma sunma niyet ve arzusunda olduğu biliniyordu. İşçi Partisinin Brexit karşıtı üyeleri, ikinci referandumu “bir hatanın düzeltilmesi” olarak nitelendirmeyi tercih ederken, bu üyelere sert tepki bizzat Parti lideri Jeremy Corbyn’den gelmişti. Parti içinde ve kamuoyunun önünde yaşanan bu bölünme, Muhafazakâr lider Theresa May’i de Muhafazakârlar dışında hiçbir partinin doğru dürüst Brexit vizyonu olmadığı ve Brexit müzakerelerini en iyi Muhafazakârların yürütebileceği yönündeki iddialarına zemin kazandırıyordu. İşçi Partisi’nin bildirgesini açıklaması ile de Parti içinde muhalif seslerin bastırılmış olduğu ve dolayısıyla İşçi Partisi’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma konusunda ikinci bir referandumu gündeme getirmeyeceği kesinleşmiş oldu.

İşçi Partisi seçim bildirgesinde, partinin Brexit sonrası Birleşik Krallık ile Avrupa Birliği arasında yoğun ilişkiler kurma ve sürdürme konusunda kararlılığı görülmekte. Parti “Birliğe üye olmasak bile Birliğin ortağı olarak kalacağız” mesajı veriyor.

İşçi Partisi’nin bildirgesini incelediğimde, Brexit konusunda İşçi Partisi’ni Muhafazakarlardan ayıran iki temel nokta dikkatimi çekmekte. Birincisi İşçi Partisi Brexit sonrası İç Pazar ve Gümrük Birliğinden faydalanmayı sürdürmek istiyor. Avrupa Birliği tarafının bu isteği kucak açarak karşılamayacağı belli ama İşçi Partisi’nin Muhafazakârların aksine “soft Brexit” yanlısı olduğu açık. Şimdiye kadar Muhafazakârlar “hard Brexit”i tercih ettikleri yönünde bir tablo çizdiler. Gerçi şahsen Muhafazakârların “hard Brexit” söyleminin gerçek bir niyetten öte, bir müzakere taktiği olduğunu düşünmekteyim. Dolayısıyla İşçi Partisi bir müzakere taktiği olarak bile “Hard Brexit”i tercih olarak sunma yanlısı değil.

İkincisi Theresa May, “anlaşma yapmamak kötü bir anlaşma yapmaktan daha iyidir” ifadesiyle Birleşik Krallık’ın  çekilme anlaşması akdedilmeksizin Avrupa Birliği’nden çekilebileceğini ima ediyor. “No deal” olarak kısaca tanımlayabileceğimiz bu tercihin Brexit sonrası hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği ülkeleri ve vatandaşları için kaos yaratacağı açık. İşçi Partisi ise “no deal” tercihini, Birleşik Krallık için olabilecek en kötü anlaşma olarak tanımlıyor ve çekilme anlaşması olmaksızın gerçekleşecek çekilmenin Birleşik Krallık ekonomisine ve ticaretine vereceği zarara işaret ediyor. İşçi Partisi’nin ifadesiyle Muhafazakârlar Brexit konusunda “pervasız”, kendileri ise hem Birleşik Krallık’ın hem de Avrupa Birliği’nin yararına olacak Brexit vizyonuna sahip.

Geçtiğimiz sene gerçekleştirilen Brexit referandumunda Britanyalıların % 48’inin Avrupa Birliği’nde kalma tercihinde olduklarını hatırlarsak, İşçi Partisi’nin aslında Avrupa Birliği’ne üyelik yanlısı bu %48’inin oylarına talip olduğu sonucuna varabiliriz. Zira bu %48, çekilmeye engel olunamayacağı durumunda tercihlerini kesinlikle “soft Brexit” yönünde kullanacaktır. Brexit karşıtı  bir seçmenin “Hard Brexit”, “no deal” söylemleri kullanan Muhafazakarlara oy vermesi  rasyonel olmayacaktır zaten.

Sonuçta “soft Brexit” söylemi üzerinden yapılacak bir seçim propagandasının İşçi Partisi’ni iktidara taşımasa bile oy oranını artıracağı kanısındayım.

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers