MUSUL TARTIŞMASINA SOSYOLOJİK BAKIŞ

13/04/2017


Mustafa AY – DG- Musul, Irak güçlerince yürütülen operasyon sonrası, yeni tartışmaların habercisi. 2014 yılında, Irak’ın ikinci büyük şehrinin DAEŞ’e bırakılmasıyla, Irak başarısız bir devlet “failed-state”  statüsünde olduğunu ispatladı. Bu hususa rağmen Irak ordusu, Fransız-İngiliz-Amerikan kuvvetlerinin kara ve hava desteğiyle, Musul’u geri alacak gibi görünüyor. Öyle ki Ocak ayının ortasında Irak ordusunun Musul’un doğu kanadını geri almasıyla, operasyon yeni bir boyut kazandı.

Tüm bu olumlu gelişmelerin yanı sıra, sivil kayıpların her geçen gün artması, Irak ordusunun bölgeyi yeniden kontrolüne alması minvalindeki gelişmeleri gölgede bırakır vaziyette. Çünkü Musul ahalisinin gözünde, Irak’ın bölgedeki otoritesi ve egemenliği 2014’deki geri çekilme sonucunda çok büyük yara aldı. DAEŞ’in Musullulara karşı yürüttüğü idam cezaları ve baskı yönetimi Musul sakinlerinin Irak’ı suçlaması ile sonuçlanabilir. Ayrıca, Koalisyon hava unsurlarınca, Mart ayı içerisinde, DAEŞ’in Musul’un batısındaki “Jadida” mevzilerine karşı yürüttüğü hava saldırılarının 150’yi aşkın sivilin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanması Irak’ın otoritesinin sarsılmasında büyük bir rol oynayan bir diğer faktör. Her ne kadarKoalisyon sözcüsü yaşanılan talihsiz olayların bu raddeye gelmesini Irak istihbaratına bağlasa da, Amerika’nın işgal ettiği topraklar üzerindeki faaliyetlerin sivillere faturası çok ağır. Hatırlamak gerekirse, 2010 yılında sızdırılan Wikileaks dosyalarından 2007 yılına ait Bağdat hava operasyonu, sivillere kesilen faturalardan sadece bir tanesi. Bağdat hava operasyonu sonucunda, içlerinde çocukların ve yabancı basın-yayın organı –Reuters’ın- muhabirlerinin de bulunduğu birçok sivil öldürülmüştü. Olay sonrasında, yürütülen bu hava operasyonu örtbas edilmiş, ancak üzerinden 3 yıl geçtikten sonra suçlular kamuoyu baskısı nedeniyle yargılanmaya başlanmıştı.Görülen o ki, Amerikan istihbaratındaki yetersizliğin veya dikkatsizliğin doruk noktasında olduğu çok açık.

Sivil kayıpların her geçen gün arttığı Musul operasyonunda, göç dalgalarının da bir o kadar arttığını görüyoruz. CNN’in haberine göre, bölgeden kaçan sivillerden Sufian adlı bir gencin sarf ettiği şu sözler gerçeği yansıtır nitelikte: “Bu topraklar artık bana ait değil. Bununla birlikte, tüm inancımız ve duygularımız bu savaşla köreldi. Bir daha bu topraklara adım atmayacağım!”. İnanç hususundaki ifadesi, Irak güçlerinin şehri yeniden alması durumunda bile geri dönmeyeceğini kararlı şekilde ifade etmesiyle, Irak hükümetine karşı bir güvensizliğin var olduğunu açıklar nitelikte.

Amerikan hükümeti “Surgical Strike” teknoloji-destekli savaş metodunu en yetkin şekilde uygulayabilecek ülkelerin başını çekiyor. Amerikan hükümetinin bu minvaldeki teknolojik yetiye haiz olmasına rağmen -engellenebilir- sivil kayıpların böylesine yüksek seviyelerde olması, aklımızı işgal eden bir çelişki… Öyle ki bu çelişkinin altında yatan sebep, Amerika’nın Sudan ve Afganistan’da sürdürdüğü nokta füze saldırıları “Precision-bombing” sonrası sivil kayıpların neredeyse olmadığının rapor edilmiş olmasıdır. Öyleyse, “200’ü aşkın sivil kaybın meydana gelmesindeki etken ne?” sorusu mantıklı bir çelişki haline bürünüyor. Musul’daki demografik yapının değiştirilmesi yönünde bir adım atılıp atılmadığı üzerindeki kuşkularımızın sabitleştiği izahtan vareste. Hâlihazırda bölgede varlığını sürdüren Sünni Arap ve Türkmenlerin bölgeden kaçmaya başladığı bir gerçek. Operasyona dâhil olan Şii milis güçlerin (PMF) bölgedeki Sünni yerleşimcilere karşı tavrı çok acımasız. Doğu Musul’da silahsız sivillere karşı yürütülen infaz görüntülerinin Middle-East-Monitor haber ajansı tarafından servis edilmesiyle, iddiaların gerçekliği ispatlanmış oldu. Hem DAEŞ’in hem de Şii milislerin infaz eylemleri, bölgedeki göç dalgasını tetikleyebilecek potansiyele sahip.

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers