SOSYAL DEVLET

16/10/2016


Cumhuriyetimizin en önemli özelliklerinden biri olan sosyal devlet ilkesi, anayasamızda da değiştirilmez maddelerden biri olarak düzenlenmiş ve güvence altına alınmıştır. Bu ilkeyle amaçlanan ve korunmak istenen değerin tam olarak anlaşılabilmesi için sosyal devlet kavramının ne olduğu analiz edilmelidir öncelikle.

Sosyal devlet, birinci derece sorumluluk olarak vatandaşların refahını alır. Bu ilkenin temel felsefesi vatandaşların iktisadi ve sosyal esenliklerinin korunması ve artırılması için devlet kavramını temele almasıdır. Bu yaklaşım sayesinde bir ülke iktisadi ve sosyal bakımdan pek çok şekilde organize olacaktır. Genel anlamda sosyal bir devletin iki farklı sosyal ve siyasi yaklaşımı olur:

• İlk yaklaşıma göre, vatandaşların esenliği için ilk başvurulacak ve ilk derece sorumlu olan kurum devlettir. Bu durumda dolayısıyla devletin sorumluluk alanı da geniş olacaktır. Çünkü her bir bireyin mutluluğu devletin görevi olarak belirlenmiştir. Bu ülkedeki tüm bireyler için, bir istisna olmaksızın geçerlidir.

• İkinci yaklaşım da tüm vatandaşlar için belirlenmiş bir asgari standardın herkes için sağlanabilmesi için sosyal güvenlik sağlama ağı yaratılmasıdır.

Bu durumda ilk yaklaşımın amaçlar ve teori, ikincisininse kullanılan araçlar ve uygulama üzerinde yoğunlaştığı söylenebilir.Ancak ikisi de anayasada da geçen eşitlik ilkesiyle yakından ilişkili yaklaşımlardır. Zaten sosyal bir devlet, fırsat eşitliği yaratma, gelir kaynaklarının eşit şekilde dağıtılması ve sosyal adaletin sağlanaması yönünde kamusal sorumluluk prensiplerini de temele almaktadır. Nereden bakılırsa bakılsın bireyin temele alındığı açıkça anlaşılmaktadır ki, bu da Ulu Önder Atatürk’ün ilkelerinden biri olan ve devletin birey için var olduğu yönündeki Cumhuriyetçilik ilkesiyle paraleldir.

Geniş çerçevede bakıldığında sosyal adalet, adil yargılanma, hatta artan oranlı vergi sistemlerinin de sosyal devletin getirilerinden biri olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

Sosyal devlet kavramı, fonetik benzerliğinden dolayı sosyalist devletle karıştıtılmamalıdır. Zira sosyal devlet özel mülkiyete ve serbest rekabete yer vermekte; yalnızca vatandaşlarını bu sistemin olası adaletsizliklerinden korumaktadır. Somutlaştırmak gerekirse amaç ‘dezavantajlı gruplar’ olarak da tanımlanan dar gelirlinin vahşi kapitalist sistem tarafından ezilmesini engellemektedir.

Bir ülkenin çeşitli alanlarda yatırım amaçlı harcamalar yapması elbette ki bir gerekliliktir; ancak sonuçta bu yatırımın kimin için yapıldığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Sonuçta bir ülkenin zenginliği, her zaman vatandaşına da yansımalıdır ve vatandaşlarına temel eğitim, sağlık ve adalet hizmetlerini karşılıksız olarak sunamayan bir devletin ekonomik olarak gelişemeyeceği de açıktır. Dünyadaki en sağlıklı toplumsal yapıların, sosyal devlet gerekliliklerini yerine getirmiş ülkelerde bulunduğu unutulmamalıdır. Bunun en iyi örneği de İskandinav ülkeleridir.

Tek bir tanımda toparlamak gerekirse çoğunlukla ülkemizin en özgürlükçü anayasası olarak değerlendirilen 1961 anayasasının tanımı incelenebilir: “Fertlere yalnız klasik hürriyetleri sağlamakla yetinmeyip, aynı zamanda onların insan gibi yaşamaları için zaruri olan maddi ihtiyaçlarını karşılamalarını da kendisine vazife bilen devlet.” Bu tanım sosyal devlet sistemini hem sosyalist sistemden, hem de liberal sistemden kolaylıkla ayırabilmektedir. Ancak sosyal devletin liberalizmden tamamen kopuk olduğu da iddia edilemez. Neticede ikisinin de temelinde birey kavramı bulunmaktadır.

Kısacası, ne devlet, ne de bireyler devlete yüklenmiş olan bu görevleri unutmamalı; bir toplumun sağlıklı bir yapıya erişebilmesi için gerekli olan bu görevlerden hiçbir şart altında kaçınılmamalıdır.

Petek Şah

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers