TEPETAKLAK NELSON VE DİYALEKTİK

07/11/2016


Bazı kavramları yalnızca derslerde görmeye alışık olduğumuz için ezberleyerek kavramaya çalışırız; ama bu her zaman kolay değildir. Felsefe, sosyoloji, psikoloji gibi derslerde gördüğümüz diyalektik kavramı da bunlardan biri. Sık sık karşılaşırız, ezberleyip öğrendiğimizi sanırız; ama pek azımız diyalektiğin gerçekten ne anlama geldiğini kavramıştır. İşte bu gibi kavramların belirli bir film, kitap, hikâye içinde karşımıza çıkması onu daha rahat anlamamızı sağlayabilir. Öyle ki bu olguyu sağlıklı bir şekilde anlatılan hikâyeye yerleştiren yazar fark etmeden bizim algımıza ve dilimize de yerleştirmiş oluyor. Tepetaklak Nelson ( Half Nelson) ve diyalektik kavramı arasında da tam olarak böyle bir ilişki var.

2006 yapımı bir Ryan Fleck filmi Tepetaklak Nelson. Şu anda kariyerinin parlak noktalarında olsa da 10 yıl önce henüz toy bir aktör olan Ryan Gosling de başrolde. Shareeka Epps adlı genç oyuncuyla birlikte filmin tüm yükünü üstleniyorlar. Her ikisinin de yaşına göre son derece başarılı bir performans sergilediğini söylemek hiç de zor olmaz. Ancak Gosling’in daha o günlerinde, bugün çok ünlü ve başarılı bir oyuncu olacağının sinyallerini vermiş. Zira başarılı performansı ve seyirciye geçirdiği enerjisi sayesinde kendisinin gözüktüğü sahnelerde gözümüzü ekrandan almak pek mümkün değil.

Gosling’in canlandırdığı Dan Dunne adlı karakter bağımlılık sorunu yaşayan bir tarih öğretmeni. İlkokul seviyesindeki öğrencilerine hem öğretmenlik, hem de kız basketbol takımına koçluk yapıyor. Çalıştığı okulsa siyahî öğrencilerin ağırlıkta olduğu, dar gelirli ve belalı bir mahallede; haliyle öğrencilere yardım etmek bir öğretmen için daha da değerli oluyor. Bay Dunne öğrencilerine tarih müfredatı yerine diyalektik kavramını öğretmeye çalışıyor. Elbette bu kavramı o seviyedeki çocukların anlaması zor, ancak Bay Dunne pes etmiyor, çünkü ona göre tarih çatışmalardan oluşuyor.

Peki, nedir diyalektik? Kelime yunanca diyalog ve etik kelimelerinin birleşmelerinden oluşuyor. Yani kısaca kavramından temelinde ikilik var. Tek bir varlığın içinde bile ikiliğin bulunduğu ve bu birleşmenin etik düşünce biçimini ortaya çıkardığı fikrinden doğmuş, bu sayede bu kelime ortaya çıkmış olabilir. Yani tez ve antitez birleşerek ortak bir değeri meydana getiriyor. Kısacası tez + antitez = sentez.

Eski filozofların da sıklıkla değindiği bir şey vardır: Tartışma iyidir. Tartışma ilerlemeyi getirir, doğru olana ulaşmamızı sağlar. Türkçedeki ‘Akıl akıldan üstündür.’ atasözünün bir yansıması adeta. Ancak malumdur ki tartışma tek taraflı bir eylem değil. Tartışmadan bahsedebilmek için birbirine zıt en az iki düşüncenin çarpışması gerekir. Yani zıtlık var olmalıdır ilerlemenin sağlanabilmesi için. İşte bu zıtlıkları kullanarak karşı tarafı ikna etme yöntemi diyalektik düşünce biçimidir. Tıpkı bir insanı bir şeyi yapmaya ikna edebilmek için, o işi yapmamasının sonuçlarını göstermek ve bu sayede sonuca ulaşmak gibi. Sokrates’in karşısındaki kişiyi ikna etme yöntemi de buna benzer. Sokrates de öğrencilerine karşı görüş sunmak yerine, onlara sorular sorarak düşündüklerinin tam tersine ulaşmaya zorlarmış. Herkesin uygulayabileceği bir yöntem değil elbette; ama belirli bir düşünceyi aynen dayatmaktan daha işe yarar olduğu kesin.

Değişim ve hareketin devamlılığı da diyalektiktir. ‘Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz.’ sözü de bu kavramın bir yansımasıdır. Değişim ve olmak kavramları diyalektiğin temelidir adeta. Ama diyalektiğin asıl babası Elelalı Xenon’dur. Xenon çokluk ve çeşitliliğin yanılsama olduğunu söyler. Aslında farklılıklar tek bir kavramın unsurlarıdır. Birbirinden ayrı, çeşitli bir sürü şey yoktur. Tek bir şeyin pek çok farklı görünüşü vardır. Bu aslında belki günümüzde farklılıklara karşı nefret ve öfke duyan örgütlerin, karşıt düşünceleri benimsemeyen oluşumların, kendisi gibi düşünmeyeni yok etmek isteyen terörün de benimsemesi gereken bir bakış açısı: Aslında hiçbirimiz farklı değiliz. Hepimizin aynı varlığın farklı parçaları, farklı bileşenleriyiz sadece.

Bay Dunne’ın öğrencilerine aktarmaya çalıştığı fikir de bu aslında. Siyahî öğrencilerin çoğunlukta olduğu bir okulda beyaz bir öğretmen kendisi ve öğrencilerine ırkçılığı anlatmaya çalışıyor. Bu esnada aslında beyaz ve siyahın tek bir toplumun iki farklı parçası olduğunu ve birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini anlatıyor. Aradaki bu anlamsız çatışma da tarihte öğrendiğimiz tüm savaşları, kavgaları, olayları meydana getiriyor. Bu noktada Bay Dunne’ın verdiği örnek son derece çarpıcı: ‘Gece ve gündüz birbirine zıt değildir, tek bir günün iki farklı parçasıdır. Ve bir araya geldiklerinde güzel, umut dolu bir gün bahşederler bize.’

Hegel’n diyalektiğine geldiğimizdeyse yukarıda değinilen tez, anti tez, sentez kavramı tam olarak çıkar karşımıza. Çünkü Hegel’e göre evrenin bizzat kendisi bir şekilde madde haline gelmiş fikirdir zaten. Bu bir şekilde dini inanışlarla da paraleldir. Semavi dinlerde yaratıcının iradesi esastır ve onun yaratmaya, evrene ilişkin fikri tek bir sözüyle madde haline gelmiştir. Kısacası Hegel düşünceyi ve maddeyi birbirinden ayrı kavramlar olarak değerlendirmez. Marx ve Engels de bu düşünceleri işler ve diyalektiği günümüzdeki anlamına kavuşturur.

Sosyolojik bir yorumla farklılıkların gerçekten de bir toplumu yarattığı söylenebilir. En amiyane tabirle farklılıklarımız gerçekten de zenginliklerimizdir belki de. Tepetaklak Nelson bu farklılıkların birleşerek bizi daha güzel günlere götüreceğini söyleyen diyalektik kavramına değinmesi bu açıdan önemli. Ülke olarak zor günlerden geçtiğimiz bu dönemde millet olarak ortak amacımızın ne olduğunu ve birlik-beraberliğimizin anlamını daha iyi kavramamız açısından da ara sıra diyalektiği hatırlamak iyi olabilir gerçekten de.

Petek Şah

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers