VENEDİK

18/01/2017


Petek Şah – DG – Pek çok turistik şehrin kendine özgü bir havası vardır. Öyle ki fotoğraflarındaki renk tonu gibi küçük detaylar bile orayı ele verir. Bazılarındaysa bu hava çok daha net bir şekilde belli eder kendini. O şehre gidildiğinde o hava öyle bir hücum eder ki, insan sanki sadece mekan değil, içinde bulunduğu zaman dilimini de değiştirdiğini hisseder. İşte Venedik tam olarak böyle bir şehir. Şehir gözler önüne serildiği anda içinde yaşadığı zamanı unutturur insana. Kuzeydoğu İtalya’da tam 116 ada üzerine kurulmuş olan Venedik adeta bir kanallar ve köprüler şehridir. Şehir tamamıyla UNESCO’nun Dünya mirasları listesine dâhildir.

Temelinde çok küçük bir şehir olduğu ve imar meselesi de şehrin tarih dokusu nedeniyle epeyce kısıtlı olduğu için Venedik’te faaliyet gösteren insanların pek çoğu Venedik’e komşu Mestre ve Marghera şehirlerinde yaşamaktadır. Bu nedenle normalde çok daha kalabalık da olsa Venedik komünü yalnızca 270 bin kişiden oluşmaktadır.

Venedik, zamanında dünyaca ünlü Times dergisi tarafından ‘kuşkusuz bir insan tarafından yapılan en güzel şehir’ olarak tanımlanmıştır. Ortaçağ ve Rönesans döneminde sanatın ve limanı sayesinde de ticaretin merkezi olmuş; özellikle opera ve senfoni müziğinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Dört Mevsim senfonisinin ünlü bestecisi Antonio Vivaldi de Venedik doğumludur.

Venedik adalarını pek çok küçük köprü birbirine bağlamaktadır, ancak adalar grupları Grand Canal’la birbirinden ayrılmaktadır ve Grand Canal üzerinde 19. Yüzyıla kadar tek köprü bulunmaktadır: Rialto Köprüsü. Günün neredeyse her saati son derece kalabalık ve cıvıl cıvıl olan köprü, şehrin en önemli alışveriş merkezlerinden de biridir aynı zamanda. İki girişinde de cam süslemeler ve hediyelik eşyalar satılmakta ve şehrin ziyaretçileri tarafından epeyce rağbet görmektedir. Şimdi iki yakayı birbirine bağlayan 4 köprü vardır.

Grand Canal’a irili ufaklı 45 küçük kanal bağlanmaktadır. Grand Canal’da yüzmek kesinlikle yasak oluğu için ulaşım teknelerle sağlanmaktadır. Turistik tekneler de Grand Canal kıyısında dizilen pek çok tarihi binayı ve mimari eseri gözler önüne sermektedir. Bu binalardan biri de Giacomo Palmier’in inşa ettiği Türk Hanı’dır. İsmini, Türk tüccarlar tarafından ticaret merkezi olarak kullanılması dolayısıyla almıştır. Çeşitli restorasyan süreçlerinden geçen bina günümüzdeki kubbelerine kavuşmuş ve şimdilerde Doğa Tarihi Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Şehrin en ünlü binalarından biri de Dükalık Sarayı’dır. Venedik dükalarının hem siyasi, hem de hukuki faaliyetler için kullandığı Sarayın her bir odası birbirinden güzel resimler ve heykellerle bezelidir. Sarayın mahkeme odalarında haklarında hüküm verilen mahkûmlar, kalacakları hücrelere Ahlar Köprüsü’nden geçerek götürülmektedir. İki binayı birbirine bağlayan köprü bu adını mahkûmların köprü pencerelerinden son kez gördükleri Venedik manzarasına bakarak iç çekmelerinden almıştır.

Şehrin en ünlü meydanıysa geçmişi 9. yüzyıla dayanan ve dört bir yanı Dükalık Sarayı, Porta Della Carta, Procuratie Vecchie, Procuratie Nove, Campanile, Marciana Kütüphanesi ve şehrin en güzel manzaralarını gösteren Saat Kulesi’yle bezelidir.

Venedik’in İstanbul’umuzla kardeş şehir olması da şehre dair ilginç ve güzel bir ayrıntıdır. 

porno izlegaziantep escort bayanbrazzers